

Bir devleti güçlü kılan, faili meçhul dosyalarının çokluğu değil, bunları aydınlatma iradesidir. Şimdi merak edilen soru ise: “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, Süryani faili meçhul dosyaları da inceleyecek mi? Süryanilerin faili meçhul cinayetleri aydınlatılacak mı? Diril ailesi ve diğer Süryanilerin çocukları adalete kavuşabilecek mi?”
Faili meçhul cinayetler, Türkiye’nin hafızasında kapanmayan yaralardan biri olarak duruyor. Aradan yıllar geçse de acısı dinmeyen, cevabı bulunamayan ve adalet beklentisi hiç bitmeyen dosyalar hâlâ aydınlatılmayı bekliyor.
Her faili meçhul cinayet, yalnızca bir insanın yaşamına son vermiyor. Aynı zamanda bir ailenin geleceğini, toplumun güven duygusunu ve devletin adaletine olan inancını da yaralıyor. Sayısız ölüm, yarım bırakılan hayatlar ve cevapsız sorular, adliye koridorlarının tozlu raflarında unutuluyor ya da unutturuluyor.
Burada sorulması gereken en önemli soru, “Kim ya da kimler korunuyor? Bir faili meçhulün faili neden yıllarca ortaya çıkarılamıyor?” olmalı. Bu sorular yalnızca mağdur ailelerin değil, vicdan sahibi herkesin ortak sorusudur.
Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı'nı kuran Adalet Bakanı Akın Gürlek geçtiğimiz günlerde, Diyarbakır'ın Çermik ilçesinde 18 Nisan 2016 tarihinde başından vurularak öldürülen Mehmet Emin Karaalp cinayetinin 10 yıl sonra yeniden ele alınarak aydınlatıldığını, cinayetle bağlantılı sekiz kişinin de gözaltına alındığını açıkladı.
Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yıllarca faili meçhul cinayetlerle anıldı. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının ve insan hakları savunucularının yaptığı çalışmalar sonucu, paylaşılan verilere göre 1985 yılından günümüze kadar Süryani toplumuna yönelik yaklaşık 60 faili meçhul, aydınlatılamamış cinayet vakası kayıtlarda mevcut. Aradan geçen onlarca yıla rağmen bu dosyaların önemli bir bölümü hâlâ tam anlamıyla aydınlatılamadı.
Ne yazık ki bu acılar yalnızca geçmişte kalmadı. 2020 yılında Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Süryanice ismi Mehre olan Kovankaya köyünde, Hurmüz ve Şimuni Diril çifti kayboldu. 70 gün sonra, Şimuni Diril’in işkence edilmiş cansız bedeni, çocukları tarafından köydeki derede bulundu. Hurmüz Diril’in akıbeti ise altı yıldır bilinmiyor. Keldani çiftin yaşadıkları yalnızca Süryani toplumunda değil, ulusal ve uluslararası kamuoyunda da büyük bir yankı uyandırdı. Ancak üzerinden altı yıl geçmesine rağmen dosya hâlâ toplum vicdanını tatmin edecek şekilde sonuçlanmadı.
2021 yılında da Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Badıbe (Dibek) köyünde yaşayan Gevriye Sarı, evinde silahla vurularak öldürüldü. Bu cinayet de Süryani toplumuna, 1990’lı yılların faili meçhullerini yeniden hatırlattı. Ailesi adalet bekledi, toplum ise gerçeğin ortaya çıkarılmasını istedi. Ancak olayın tüm yönleriyle aydınlatıldığına dair kamuoyunun vicdanını rahatlatacak bir tablo ortaya konulamadı.
2023 yılında da bu kez Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Enhil (Yemişli) mahallesinde, 93 yaşındaki Gevriye Akgüç evinde ateşli silahla öldürüldü. Akgüç’ü öldüren fail hemen kaçtı ve bir daha “bulunamadı”. İleri yaşına rağmen yaşamını doğduğu topraklarda sürdüren bir insanın “ölümü” de cevap bekleyen sorular arasında yerini aldı.
Bu cinayetler, yalnızca üç dosyadan ibaret değil. Her biri, yıllardır süregelen adalet arayışının sembolü hâline geldi. Çünkü faili meçhul cinayetlerde zaman geçtikçe yalnızca deliller kaybolmaz, toplumun hukuka olan güveni de aşınır.
Asıl endişe verici olan ise sessizlik. Her geçen yıl raflarda bekleyen dosyalar çoğalırken, cevap verenler değil susanlar artıyor. Oysa adaletin görevi dosyaları bekletmek değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır. Cevapsız bırakılan her dosya, yalnızca mağdur ailelerin değil, tüm toplumun devlete olan güvenini zedeliyor.
Adaletin gecikmesi yalnızca mağdurları değil, tüm toplumu cezalandırır. Bir hukuk devletinin gücü, yalnızca suçluları cezalandırmasıyla değil, en zor dosyaları bile kararlılıkla aydınlatabilmesiyle ölçülür. Faili meçhul kalan her dosya, devletin omuzlarında taşınan ağır bir sorumluluktur.
Bugün sorulması gereken soru sadece “kim öldürdü?” olmamalı. Asıl soru, “neden hâlâ bulunamadı?” olmalı. Aradan geçen yıllar, adalet talebini ortadan kaldırmaz. Çünkü adaletin zaman aşımı olmaz. Toplum vicdanı, faili meçhul dosyaların tozlu raflarda unutulmasını değil; gerçeğin ortaya çıkarılmasını bekliyor.
Faili meçhul dosyalar yalnızca geçmişin karanlık sayfaları değil, aydınlatılmadıkları sürece bugünün de hukuk sorunu olmaya devam eder. Gerçek ortaya çıkarılmadıkça söylentiler büyür, güven azalır ve adalet duygusu da her geçen gün biraz daha yara alır.
Bugün hâlâ cevap bekleyen her faili meçhul dosya, sadece geçmişin değil, bugünün de hukuk sınavıdır. Ve bu sınavdan başarıyla çıkmanın tek yolu, kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, sorumluların ortaya çıkarılması ve adaletin eksiksiz şekilde tecelli etmesinden geçer.
Devlet, vatandaşından hukuka güvenmesini isterken, vatandaş da devletten yıllardır cevapsız kalan bu dosyaları kararlılıkla aydınlatmasını bekliyor. Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlardan ibaret değil. Adalet, gerçeğin ortaya çıkarılması ve toplum vicdanının rahatlatılmasından geçer.
Bir devleti güçlü kılan, faili meçhul dosyalarının çokluğu değil, o dosyaları aydınlatma iradesidir. Çünkü meçhul kalan her cinayet, yalnızca bir insanın değil, adaletin de kaybıdır.
Şimdi merak edilen soru ise: “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, Süryani faili meçhul dosyaları da inceleyecek mi? Süryanilerin faili meçhul cinayetleri aydınlatılacak mı? Diril ailesi ve diğer Süryanilerin çocukları adalete kavuşabilecek mi?”
Devamı +
15 Temmuz 2026 By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Haberler, Turabdin
Devamı +
14 Temmuz 2026 By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Haberler, Makaleler, Yazarlar
Devamı +
13 Temmuz 2026 By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler