SABRO

Süryanilerin unutulmayan trajedisi Sayfo

Qadmoyutho - Başyazı

Hayat, insanların bilinçlenmesi için en büyük öğretmendir. Pratik eylemlerle kazanılan tecrübeler, insanı daha çok geliştirdiği gibi ilerlemesi için de yol gösterir. Tarih boyunca nesilden nesle aktarılan maddi ve manevi değerlerle insanın bitmeyen isteklerine cevap vermenin arayışı ve çabası kesintisiz olmuştur.

İnsanların ömrü, tarihi, faaliyetleri ve eserleri zaman içinde belirlenip şekillenir. Bu nedenle de zaman, her şeyin ilacı olarak sunulmuştur. İnsanların çektikleri acıların zamanla dineceği, başına gelen felaketlerin unutulacağı, zorlukların aşılacağı ve türlü kötülüğün sona ereceği söylenir. Ama söz konusu deyimler ve bu konudaki atasözleri, Süryanilerin yaşadığı 1915 Soykırımı için herhangi bir önem ifade etmedikleri gibi, yaşadıkları travmadan da kurtarmadı. Çünkü Sayfo’nun üzerinden 111 yıl geçmesine rağmen ne acılar azaldı ne de trajik öyküler unutuldu.

Bilinçlenme ve aydınlanma düzeyi yükseldikçe Süryaniler kendi geçmişlerini, karşılaştıkları sorunları, yaşadığı haksızlıkları kavramaya başladı. Dolayısıyla yüzyıllarca yaşadıkları felaketlerin ağırlığını daha çok hissettikleri için ruhsal dünyalarında tahribatlar oluştu.

Bir asırdan beri işlenen bu insanlık suçu, soykırımcı zihniyete sahip olan güçler tarafından yürütülen unutturma siyaseti, Süryanilerin kuşkularını, güvensizliğini daha da körüklemiş ve yüreklerini kanatmaya devam etti. Süryaniler yaşadıkları her yerde kendi köklerini araştırırken, 1915 Soykırımı trajedisiyle ilgili karanlık bir hatıra ile karşılaşıyor.

Süryaniler, soykırım yasını toplumun bütün katmanlarıyla birlikte kolektif bir şekilde yaşıyor. Bu yüzden herkesin üzüntüsü, travması ortak. Çünkü Urmiye’den Sivas’a, Kars’tan Halep’e kadar Hıristiyanların maruz kaldığı barbarlık ve insanlık dışı uygulamalar birbirine benziyor. Dolayısıyla o dönemin koşullarını yaşayan bir kişinin trajedisi, bütün toplumun korkuları ve tepkilerini nesilden nesle aktarıyor.

Günümüzde Süryaniler kendi geçmişlerini araştırarak her köy, kasaba, şehir ve bölgede kendi köklerine ulaşmaya, yakılıp yıkılan harabelerde atalarının kemiklerini, küllerini bulmaya çalışırken, birçok gerçeklikle de karşılaşıyor. Bu nedenle de yeni olayları ortaya çıkararak, bu soykırımın bilinmeyen yönlerini de gözler önüne seriyorlar.

Aydınlar, akademisyenler, gazeteciler ve politikacılar, sorumluluk bilinciyle daha aktif bir şekilde bu hakikate yaklaşırken, Sayfo’nun toplumsal ağırlığını omuzlarında hisseden aileler de gerçekleştirdikleri etkinliklerle görevlerini yerine getirmeye çalışıyor. Bu amaçla Adıyaman, Malatya, Urfa, Diyarbakır, Van, Hakkâri, Turabdin ve diğer bölgelerle ilgili yapılan çalışmalar, günümüzde daha fazla yaygınlaşıyor. Öte yandan küçük yerleşim birimlerinde dahi katledilen, kaçırılan, göçertilen, kurtulan bireylerin hayat hikayeleri de belgeleniyor.

Sayfo’dan sağ kalanların anlattıkları, kulaktan kulağa günümüze kadar yankılanırken, misyonerler ile diplomatların tutanakları, devletlerin arşivleri ve dönemin siyasi, askeri yetkililerinin hatıra defterleri inceleniyor. Özellikle Müslümanlaştırılan kız çocuklarının yaşayan torunlarından elde edilen bilgilerde, soykırımın boyutlarını daha fazla açığa çıkarıyor.

Ermeni halkı, 24 Nisan 1915 tarihi vesilesiyle soykırımı anma etkinliklerini düzenleyerek verdiği mücadeleyle, bu gerçekliği dünya kamuoyunu gündeminde kalmasını sağlıyor. Pontus-Rum halkı da 19 Mayıs 1919 tarihini soykırım günü olarak belirleyerek, bugünün anısına yüzlerce etkinlik düzenliyor. Süryani halkı ise 15 Haziran 1915 yılında maruz kaldığı soykırımı kınamak ve bu insanlık suçunu tüm dünyaya duyurmak için uluslararası boyutlarda çalışmalar yaparak anma etkinlikleri düzenliyor.

Turabdin’in Aynvert (Gölgöze), İdil (Bethzabday), Hah (Anıtlı), Dayro du Slibo (Çatalçam) ve İzlo dağındaki Mor Malke Manastırı’nda hayatta kalmak için gerçekleştirilen direniş, bir halkın yeniden dirilişinin iradesidir. Her Süryani köyünün ve her bireyin trajik öyküsü, vicdanları sarsmaya devam ediyor. Örneğin Sayfo’dan önce Mardin’e bağlı Savur ilçesinin Kıllıt (Dereiçi) köyünde, 2 bin 500 Süryani yaşıyordu. Sayfo’dan sonra sadece yaklaşık 60 çocuk hayatta kalabildi.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde yaşayan binlerce Kıllıtlı, hayatta kalan çocukların torunları. Dolayısıyla 1915 soykırımında yüzbinlerce aile üyesini kaybeden Süryaniler, atalarının anılarını yaşatmak için bu insanlık suçunu mahkum etme mücadelesi yürütüyor. Bilinmeyen gerçekler, 111 yıl sonra da olsa bir bir ortaya çıkıyor ve herkes bu tarihi trajedi ile yüzleşiyor.

Süryaniler inkâr ve unutturma siyasetini yargılayarak, kamuoyundan Sayfo’yu tanıma ve bu sorunun adil bir çözüme kavuşmasını talep ediyor. Bu anlamda Sayfo’nun 111’inci yıl dönümünde Süryanilerin, yaşadıkları acı, travma ve her türlü imhadan kurtulmak amacıyla toplumsal gücünü harekete geçirerek, karanlıkta kalan bütün bilinmezlikleri aydınlatmak için kurumsal çalışmalara ağırlık vermesi büyük bir önem taşıyor. Çünkü Sayfo’yu unutmayanlar, inkârcıları hakikat ve tarihi belgelerle ancak böyle mahkûm eder.

TOP