SABRO

Süryani toplumunun geleceği: Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde ortak bir sorumluluk

Süryani toplumunun temsilcileri, tarihi ve kültürel hakları savunurken; yapıcı, hukuk merkezli ve demokratik bir dil de geliştirmeli. Aynı şekilde devlet kurumlarının da güven artırıcı adımlar atması, toplumsal hassasiyetleri dikkate alması ve çoğulculuğu bir tehdit değil, zenginlik olarak görmesi gerekir. Çünkü kalıcı toplumsal barış, yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, hukuk devleti, kültürel saygı, karşılıklı güven ve demokratik kapsayıcılık temelinde inşa edilebilir.  

Denho Bar Mourad-Özmen  

Türkiye’nin çok katmanlı tarih, yapısı içinde Süryaniler, Mezopotamya’nın en kadim halklarından biri olarak yalnızca dini bir topluluk değil, aynı zamanda Anadolu ve Mezopotamya medeniyetlerinin kültürel hafızasını taşıyan asli unsurlardan biri. Özellikle Turabdin bölgesi; manastırları, kiliseleri, Süryanice dili, edebiyatı ve yüzyıllara yayılan kültürel üretimiyle insanlık mirasının önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürmeye devam ediyor.  

Bugün Türkiye’de demokratikleşme, toplumsal barış ve kültürel çoğulculuk tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde, Süryani toplumunun konumu yalnızca bir azınlık meselesi olarak değerlendirilemez. Bu konu aynı zamanda hukuk devleti, eşit vatandaşlık ve demokratik olgunluk açısından önemli bir sınav niteliği taşıyor.  

Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan zorluklara, bölgesel çatışmalara ve tarihsel travmalara rağmen özellikle son yıllarda, Süryani toplumunun daha güvenli ve istikrarlı bir döneme girdiği görülüyor. Bu gelişmeler, hem devlet hem de Süryani toplumu açısından karşılıklı kazanımlar yarattı. Türkiye, Süryani kültürel mirasının görünürlüğünün artmasıyla birlikte, yalnızca ekonomik değil, diplomatik, kültürel ve uluslararası imaj bakımından da önemli faydalar elde etti.  

Turabdin’de bulunan Mor Gabriel, Deyrulzafaran ve diğer tarihi manastırlar, uluslararası ziyaretçilerin ilgisini çekti, Güneydoğu Anadolu turizminin gelişmesine katkı sağladı. Avrupa’da yaşayan Süryani diasporasının, atalarının topraklarını ziyaret etmeye başlaması ise Türkiye ile diaspora arasında yeni kültürel köprülerin kurulmasına yardımcı oldu. Bu ziyaretler, ekonomik hareketliliğin yanı sıra uzun yıllar boyunca zayıflayan aidiyet duygusunun yeniden güçlenmesine de katkıda bulundu. Aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası kamuoyunda daha çoğulcu ve kapsayıcı bir ülke olarak algılanmasına olumlu etkiler sağladı.  

Ancak bu olumlu gelişmeler, tarihi ve hukuki sorunların tamamen çözüldüğü anlamına gelmiyor. Süryanilerin resmi ulusal azınlık statüsü meselesi, hâlâ önemli tartışma konularından biri. Lozan Antlaşması’nın yorumlanma biçimi nedeniyle Süryaniler, uzun yıllardır hukuki belirsizlik içinde kaldı. Bu durum eğitim, kültürel temsil, anadilin korunması ve kurumsal haklar açısından çeşitli sorunlara yol açtı.  

Geçmişte el konulan taşınmazlar, vakıf malları ve mülkiyet sorunları da toplumsal hafızadaki yerini koruyor. Mülkiyet hakkı yalnızca ekonomik bir mesele değil, tarihi aidiyetin ve kültürel sürekliliğin de önemli bir parçası. Bu nedenle söz konusu meselelerin hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda, şeffaf ve adil mekanizmalarla ele alınması büyük önem taşıyor.  

Sayfo’ya ilişkin tarihsel hafıza konusu da görmezden gelinmemesi gereken bir diğer başlık. Geçmişte yaşanan trajik olaylarla yüzleşmek, toplumları zayıflatan değil, demokratik olgunluğu güçlendiren bir süreç olarak değerlendirilmeli. Dünyanın farklı ülkelerinde tarihsel travmaların inkâr yerine akademik özgürlük, diyalog ve toplumsal yüzleşme yoluyla ele alınmasının uzun vadeli toplumsal barışa katkı sağladığı görülüyor. Türkiye’nin de bu konuda daha özgüvenli ve kapsayıcı bir yaklaşım geliştirmesi mümkün.  

Toplumsal hassasiyetlerin önemli bir boyutu da medya dili ve kamusal söylem. Son dönemde kamuoyunda tartışma yaratan bazı mizah içerikleri, dini ve kültürel hassasiyetlerin ne kadar dikkatli ele alınması gerektiğini bir kez daha gösterdi. Özellikle Çok Güzel Hareketler Bunlar programının “Papaz Olduk” adlı skeci etrafında oluşan tartışmalar, bazı Hıristiyan çevreleri tarafından inanç değerlerini küçümseyici bulunduğu gerekçesiyle eleştirildi. Gelen tepkilerin ardından program ekibinin özür metni yayınlaması ve ilgili içeriği dijital platformlardan kaldırması, kamuoyundaki hassasiyetin boyutunu ortaya koydu.  

İstanbul Süryani Kadim Vakfı Başkanı Kenan Gürdal’ın yaptığı açıklamalarda vurguladığı gibi, mizahın ayrıştırıcı değil, birleştirici bir rol üstlenmesi toplumsal barış açısından önemli. Özellikle milyonlarca kişiye ulaşabilen sanatçıların ve medya kuruluşlarının kullandıkları dilin toplumsal etkisi büyük. Bu nedenle azınlık topluluklarına ve dini kimliklere ilişkin konularda daha kapsayıcı ve sorumlu bir yaklaşım benimsenmesi, demokratik toplum anlayışının gereği.  

Nefret söylemi ve ayrımcı tutumlara karşı mevcut hukuki mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğine yönelik kaygılar da dikkate alınmalı. Demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü temel bir hak olmakla birlikte, nefret söylemi ile ifade özgürlüğü arasındaki sınır da dikkatle korunmalı. Avrupa’da, antisemitizm ve nefret suçlarıyla mücadele konusunda geliştirilen hukuki modeller bu bağlamda incelenebilir. Amaç, baskıcı bir ortam oluşturmak değil, farklı kimliklerin kendilerini güvende hissedebildiği demokratik bir kamusal alan yaratmak. Çünkü bir ülkede azınlıkların güven içinde yaşayabilmesi, o ülkenin hukuk devleti niteliğinin en önemli göstergelerinden biridir.  

Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde, devlet ile Süryani toplumu arasında düzenli ve kurumsal diyalog mekanizmalarının kurulması büyük önem taşıyor. Sorunların inkâr veya kutuplaştırıcı söylemlerle değil, hukuk, karşılıklı saygı ve açık müzakere yoluyla ele alınması hem Türkiye’nin hem de Süryani toplumunun ortak yararına.  

Diaspora ile Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi de stratejik açıdan değerli. Avrupa’da yaşayan yüz binlerce Süryani, Türkiye ile kültürel bağlarını sürdürüyor. Bu bağların güçlenmesi turizm, kültürel diplomasi, ekonomik iş birlikleri ve uluslararası ilişkiler açısından Türkiye’ye önemli katkılar sağlayabilir.  

Bu süreçte toplum adına Türkiye’ye giderek siyasetçilerle, bakanlarla veya devlet temsilcileriyle görüşen komiteler ve temsilciler de tarihi bir sorumluluk taşıyor. Temsil makamında bulunan kişilerin, toplumun kolektif haklarını kişisel veya maddi çıkarlardan üstün tutmaları gerekir. Diyalog sürecinin özgüvenli, ilkeli ve eşit vatandaşlık temelinde yürütülmesi önemli.  

Süryani toplumunun temsilcileri, tarihi ve kültürel hakları savunurken; yapıcı, hukuk merkezli ve demokratik bir dil de geliştirmeli. Aynı şekilde devlet kurumlarının da güven artırıcı adımlar atması, toplumsal hassasiyetleri dikkate alması ve çoğulculuğu bir tehdit değil, zenginlik olarak görmesi gerekir. Çünkü kalıcı toplumsal barış, yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, hukuk devleti, kültürel saygı, karşılıklı güven ve demokratik kapsayıcılık temelinde inşa edilebilir.  

Sonuç olarak mesele yalnızca Süryanilerin hakları değil. Asıl mesele, Türkiye’nin farklı kimliklerinin kendilerini eşit, güvende ve saygın hissedebildiği ve demokratik bir ortak yaşam modeli oluşturup oluşturamayacağı. Böyle bir başarının sağlanması hâlinde yalnızca Süryaniler değil, Türkiye’de yaşayan bütün toplumsal kesimler bundan kazançlı çıkacak.  

NOT: Bu yazı, İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.  

Kaynakça  

Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, 1948. 

United Nations, International Covenant on Civil and Political Rights (ICCPR), Article 27, 1966. 

Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), 1950. 

Council of Europe, Framework Convention for the Protection of National Minorities, 1995. 

UNESCO, Convention Concerning the Protection of the World Cultural and Natural Heritage, 1972. 

UNESCO, Convention for the Safeguarding of the Intangible Cultural Heritage, 2003. 

Birleşmiş Milletler, Declaration on the Rights of Persons Belonging to National or Ethnic, Religious and Linguistic Minorities, 1992. 

Oran, Baskın, Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, İstanbul: İletişim Yayınları, 2004. 

Gaunt, David, Massacres, Resistance, Protectors: Muslim-Christian Relations in Eastern Anatolia during World War I, Piscataway: Gorgias Press, 2006. 

Murre-van den Berg, Heleen (ed.), Suryoye l-Suryoye: Essays on Syriac Identity, Leiden: Leiden University Press, 2017. 

TOP