SABRO

Lemkin Soykırımı Önleme Enstitüsü’nden Sayfo açıklaması

Lemkin Soykırımı Önleme Enstitüsü, Sayfo Süryani Soykırımı’na dair yayınladığı açıklamada, Sayfo ile zamanında ve doğru bir şekilde yüzleşilmemesinin, günümüzde Ortadoğu’da süren varoluşsal krizlerin ve yıkıcı zihniyetin zeminini oluşturduğunu vurguladı.   

Her yıl 15 Haziran’da anılan Sayfo Süryani Soykırımı’nın 111’inci yıl dönümü dolayısıyla Lemkin Soykırımı Önleme Enstitüsü (Lemkin Institute for Genocide Prevention) yazılı bir açıklama yayınladı.   

Açıklamada, “Dünya genelindeki Süryaniler (Asuri ve Keldaniler), her yıl 15 Haziran’da Osmanlı İmparatorluğu döneminde maruz kaldıkları ve ‘Sayfo’ (Kılıç) olarak adlandırılan soykırımın kurbanlarını anıyor. Yaklaşık 200 ila 300 bin Süryani’nin hayatını kaybettiği bu tarihi trajedi, günümüzde Ortadoğu’da devam eden varoluşsal krizlerin ve yerinden edilmelerin de temelini oluşturuyor” denildi.   

Süryani halkının bu yıl da yayınladıkları mesajlar ve düzenledikleri anma etkinlikleriyle Sayfo’da katledilenlerin bir kez daha anıldığı belirtilen açıklamada, “1914-23 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ittihatçı liderlerin emirleri doğrultusunda, nizami askerler ve yerel milis güçler tarafından gerçekleştirilen katliamlar, Süryani nüfusunun yüzde 50’sinden fazlasının yok olmasına ve kalanların anavatanlarından koparak küresel bir diaspora oluşturmasına neden oldu” ifadeleri kullanıldı.   

Açıklamanın devamında şunlar paylaşıldı: “Tarihi kayıtlar ve uzman görüşleri, Sayfo’nun aniden gelişen bir olay olmadığını, 19. yüzyılın ortalarından itibaren bu nüfusa yönelik tırmanan şiddet eylemlerinin ve sıklaşan katliamların bir zirve noktası olduğunu gösteriyor. Sayfo, Ermeni toplumuna yönelik uygulanan tehcir ve imha politikalarıyla eş zamanlı olarak, imparatorluk sınırları içindeki tüm Hıristiyan unsurları tamamen ortadan kaldırma ve homojen bir nüfus yapısı kurma amacının bir parçası olarak yürütüldü.   

Soykırımın ardından gelen katliamlar   

Bugünkü Irak, Suriye, Türkiye ve İran topraklarını kapsayan Mezopotamya bölgesinin yerli halkı olan Süryaniler, tarih boyunca en çok zulüm gören toplulukların başında geliyor. 1915’teki büyük yıkımın ardından trajediler son bulmadı. Süryani halkı 1933’te (Simele Katliamı) ve son olarak 2014 yılında IŞİD’in Ninova Ovası’ndaki kadim toprakları ele geçirmesiyle Irak’ta yeniden katliamlara maruz kaldı.   

Haber kaynakları ve demografik veriler, Süryanilerin anavatanlarındaki varlığının özellikle son 20 yılda kritik bir eşiğe geldiğini ortaya koyuyor. ABD’nin 2003 yılındaki askeri müdahalesinin ardından ülkede oluşan otorite boşluğu ve kronik güvenlik sorunları, Süryani nüfusunun adeta çökmesine yol açtı. Sürekli hâle gelen güvenlik tehditleri ve istikrarsızlık, günümüzde de dış göçün en büyük tetikleyicisi olmaya devam ediyor.   

Süryani kurumları ve insan hakları savunucuları, Sayfo’nun ve bu kadim halkın günümüzde hâlâ sürmekte olan varlık mücadelesinin önemli bir gerçeği gözler önüne serdiğini vurguluyor: Soykırımcı ideolojilerle zamanında ve doğru bir şekilde yüzleşilmediğinde, bu zihniyet varlığını ve yıkıcılığını sürdürmeye devam ediyor. 15 Haziran anmaları, modern dış politikalarda azınlıkları koruyacak ve yeni katliamları önleyecek uluslararası mekanizmaların ne kadar hayati olduğunu dünyaya bir kez daha hatırlatıyor.   

Enstitü hakkında 

Lemkin Soykırımı Önleme Enstitüsü, dünya genelinde soykırım risklerini izleyen, kurbanların haklarını savunan ve kitlesel katliamların önlenmesi için erken uyarı mekanizmaları geliştiren uluslararası bir düşünce kuruluşu ve sivil toplum örgütü. 

Enstitü adını, uluslararası hukukta "soykırım" (genocide) kavramını literatüre kazandıran ve bu suçun yasalaşmasını sağlayan Polonyalı hukukçu Raphael Lemkin’den aldı. 

Enstitü, Raphael Lemkin'in hukuki mirasını modern dünyaya uyarlayarak özellikle şu alanlarda faaliyet gösteriyor: 

  • Erken uyarı ve izleme: Dünya genelinde etnik, dini veya ulusal azınlıklara yönelik baskıları, nefret söylemlerini ve militarist hareketleri takip ederek küresel "Soykırım Riski Uyarıları" (Genocide Risk Alerts) yayınlar. 
  • Hukuki ve siyasi savunuculuk: Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Birleşmiş Milletler gibi kurumlarda azınlık haklarının korunması, soykırım faillerinin yargılanması ve cezasızlıkla mücadele için diplomatik kulis çalışmaları yürütür. 
  • Geçmişle yüzleşme ve eğitim: Tarihte yaşanmış ancak uluslararası arenada yeterince tanınmamış soykırımların (örneğin Mezopotamya’daki Sayfo Süryani Soykırımı) dünyada resmi olarak tanınması ve eğitim müfredatlarına girmesi için projeler üretir. 
TOP