

Ortadoğu’nun yeniden yapılanmaya, çağdaş ve demokratik düşüncelere sahip olmaya ihtiyacı var. Çünkü çıkarlar, ortak paylaşım ilkesine bağlı bir şekilde her bireyin lehinde bir işlev kazandığı zaman, düşmanca zihniyetlerden ve başkasının oyuncağı olmaktan kurtulabiliriz.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in, İran rejimine karşı 28 Şubat’ta başlattığı operasyon, farklı taktiklerle devam etse de ufukta herhangi bir sonuç görülmüyor. Çünkü yürütülen siyaset, belirsizlik stratejisi üzerinde kurulmuş ve dengesiz bir şekilde yürütülmeye çalışılıyor.
17 Haziran’da, ABD ve İran arasında açıklanan müzakerelere başlama protokolündeki maddelere bir türlü bağlı kalınamıyor. Çünkü taraflar, kendi çıkarları için tek yönlü bir siyaseti esas alarak, zaman kazanmaya çalışıyor. Mesela İsrail hükümeti başından beri, yapılan anlaşmadan rahatsız olduğunu pek çok açıklamayla dünya kamuoyuna duyurmuştu.
Ortadoğu’daki zeminin kaygan olarak tanımlanmasının sebebi, geçmişten bugüne kadar tarafların birbirlerine tuzak kurmalarından kaynaklanıyor. İran devleti ve Molla yönetiminin diplomatik hileleri ve siyasi riyakarlığı deşifre olduğu için ABD, benzer taktiklerle İran’ı sıkıştırmaya ve kendisiyle çelişmeye zorluyor.
ABD ve İsrail, Mollaların İran içinde ve küresel düzeyde yürüttükleri plânları bildikleri için kedinin fareyle oynadığı gibi bir senaryo uyguluyor. İstedikleri zaman İran güçlerini, kaynaklarını ve ittifak güçlerini vurarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın barış görüşmeleri sürecinde de, “Bu tür olaylar normaldir” demesi, Molla rejiminin içine girdiği siyasi bunalımı daha da derinleştiriyor.
Rejimin kendi kendini yenilememesi ve toplumu yönetememesi için çok yönlü bir strateji hayata geçiriliyor. Bir yandan silah ve mühimmat eksiklikleri tamamlanırken, diğer yandan bütün Arap ülkeleri İran’a karşı daha güçlü bir şekilde tutum almaya yönelik ikna görüşmelerini hızlı bir şekilde yürütüyor.
Ayrıca Lübnan hükümeti ile İsrail arasında imzalanan antlaşmayla da Hizbullah’ın tasfiyesi öne alındı. Bir yandan Lübnan’daki tüm tarafları Hizbullah’a karşı bir araya getirme çabası sürerken, diğer yandan Suriye yönetimini ele geçiren Ahmed eş-Şara liderliğindeki HTŞ de Hizbullah’a karşı yönlendiriliyor. İsrail, Suriye ile farklı cephelerden Hizbullah’ı sıkıştırma projeleri geliştirirken, içeride de dar bir alanla sınırlandırıp, teslimiyete zorlanıyor.
Hzibullah’ın, İran’a bağlı siyaseti iflas etmesine rağmen İsrail’e karşı düşmanlıktan vazgeçmemesinin sebebi, tek yanlı ve çağ dışı bir şekilde yürütülen mezhepçi siyasetin bir sonucu. Yürütülen bu yanlış siyasetin, geleceğe ve topluma kazandıracağı herhangi bir değer yoktur. HTŞ ve Hizbullah’ın karşı karşıya gelmeleri, ayrı iki mezhebe bağlı benzer dinci grupların sonuçları da yıkımdır.
Lübnan, Suriye ve Irak’taki sorunların çözülmemesinin sebebi bu fundamentalist, ırkçı, mezhepçi silahlı grupların herkese düşmanca yaklaşımlarıdır. Kimisi Yahudileri, kimisi Hıristiyanları, kimisi Ezidileri, kimisi Dürzileri, kimisi Alevileri, kimisi Kürtleri, kimisi de bunların hepsini yok etmeyi hedefledi.
Ortadoğu’da izlenen tek tipçiliğe dayalı ırkçı, dinci siyasetin egemen olduğu statüko; çatışmaların, karanlığın ve uluslararası topluma karşı olmanın kaynağıdır. Bu statükocu ve tek tipçi yönetimler, devletler çıkarlarından başka herhangi bir gelişmeyi, farklılıklarla uzlaşmayı ve bir arada yaşamayı düşünmüyor. Bu nedenle toplumsal kaos, ekonomik bunalım, yoksulluk ve siyasi kriz her geçen gün biraz daha derinleşiyor.
İran siyasi, demokratik, barışçıl ve çoğulcu bir toplumu inşa etme çözümüne gelmiyor. Irak devleti, farklı kliklerin çatışma ve birbirine komplo kurma alanına dönüştü. Bazı güçler İran Mollalarına dayanarak, Irak’taki farklı kimlikleri yok etmeye ve bütün devlete egemen olmaya çalışması bir çılgınlık düzeyine ulaştı. Suriye’de en geri, en sahte ve en çirkin taktikler uygulanıyor, haince provakatif bir siyaset yürütülüyor. Sahtekarlık esas alındığı için seçimler, parlamento atamalar, mahkemeler, kurumlar ve devletin bütün işleri yalanlara dayalı bir sisteme bağlandı.
Türkiye’de de 21 aydır başlatılan ve ortak bir adı konulmayan süreç, farklı çıkar oyunlarıyla, bir aldatma ve kandırma sahnesine dönüşüyor. Sürece ilişkin yapıcı, kapsayıcı ve bölgesel barışa hizmet edecek yasaların çıkarılması beklenirken, 30 yıldan beri yürürlükte olan pişmanlık ve eve dönüş yasasından söz edilmesi, klasik zihniyetin değişmediğini ortaya koyuyor.
ABD ve İsrail’in başını çektiği uluslararası birçok güç, Ortadoğu’daki siyasetin ne kadar çelişkili olduğunu görerek, bölgede egemen olan yapıların, diktatörlerin, kralların, Mollaların, tarikatların ve aşiretlerin sırlarını da çözdü. ABD Başkanı, Ortadoğu’daki dengesiz siyasetin baş aktörü oldu.
Bu nedenle, Ortadoğu’daki liderler birer figüran olmaktan öteye gidemiyor. Kendi çıkarları için attıkları yanlış adımlarla gülünç bir konuma düşerek, toplum nezdinde güvenilmez yöneticiler olarak itibarsızlaştılar. Dolayısıyla Ortadoğu’nun yeniden yapılanmaya, çağdaş ve demokratik düşüncelere sahip olmaya ihtiyacı var. Çünkü çıkarlar, ortak paylaşım ilkesine bağlı bir şekilde her bireyin lehinde bir işlev kazandığı zaman, düşmanca zihniyetlerden ve başkasının oyuncağı olmaktan kurtulabiliriz.
Devamı +
16 Temmuz 2026 By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
15 Temmuz 2026 By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Haberler, Turabdin
Devamı +
By Sabro in Haberler, Makaleler, Yazarlar
Devamı +
14 Temmuz 2026 By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Haberler, Makaleler, Yazarlar
Devamı +
13 Temmuz 2026 By Sabro in Haberler, Türkiye