

Gülistan Doku kızımıza kim ne yaptıysa açığa çıkarılmalı ve mutlaka cezalandırılmalı. Ama bu yeterli değil. Bunun yanında, bir valinin veya herhangi bir “kudretlinin” elinde hiçbir yasal dayanağı olmadan bu kadar pervasız hareket etmesini, birçok devlet kurumunu ve yöneticisini kullanabilmesini de sorgulamalıyız. Hatta sorgulamak da yetmez, “sahip olduğu yetkiyi suistimal”den cezalandırmamız gerekiyor.
Altı yıl önce tam da Şimuni/Hurmüz Diril ailesinin ortadan kaybolduğu günlerde, Gülistan Doku da kaybolmuştu. O dönem ben milletvekiliydim ve Meclis’te faaliyet yürütüyordum. Dolayısıyla Şimuni ve Hurmüz Diril ailesine ilişkin her yerden bilgi alıyor ve her tarafa ulaşmaya çalışıyordum. Gerçi aile olayı siyasallaştırmamızı istemiyordu ama ben yine de elimden geldiğince ilgili birimler ve kişilerle iletişime geçiyor, ailenin bulunması için elimden geleni yapmaya çalışıyordum.
Gülistan Doku olayına ilişkin de Meclis’teki Dersim vekili arkadaşlarımız ve diğer milletvekili arkadaşlarımız ellerinden geldiğince ilgili yerlere ulaşmaya çalışıyor, bilgi topluyor ve her durumda olayı gündemde tutmaya çalışıyor, Gülistan Doku’nun bulunması için çaba sarf ediyorlardı.
Aradan altı yıl geçti. Şimuni teyzenin cansız bedenine ulaşıldı. Hem de defalarca arandı denilen bölgede. Hurmüz amcadan ise henüz hiçbir iz yok. Gülistan Doku meselesinde ise altı yıl sonra, o gün önümüze konulandan çok daha farklı bir resim ortaya çıktı. O gün kamu kurumları, idari birimler, sorumlu kişiler, validen en alt düzeydeki devlet memuruna kadar herkesin elinden geleni yaptığı iddia ediyor ve bunu göstermeye çalışıyorlardı. Ama gerçek, maalesef hiç de öyle değilmiş.
Aslında o zaman da ortaya atılan bazı iddiaların üzerine gidilmediği yönünde şikayetler vardı. Ki bu şikayetler Diril ailesi olayında da ortaya çıkıyordu. Benim o dönemde bizzat görüştüğüm dönemin Şırnak Valisi, Beytüşşebap Kaymakamı, Uzungeçit Karakol Komutanı ve daha birçok kişi, olay yerine ilişkin bilgiler veriyor ve her tarafta arama yaptıklarını söylüyorlardı. Sonra bu ailenin örgüt (PKK) tarafından kaçırıldığına dair iddialar ortaya atıldı. Ama örgüt bu iddiayı hemen yalanladı ve bölgede birimlerinin olmadığını dolayısıyla böyle bir olaya dahil olmadıklarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Sonra aynı köyde yaşayan Diril ailesine yakın bir kişinin “kaçırma” ile ilişkili olduğu iddiaları ortaya atıldı. Ki ardından mesele bu kişi üzerinden gelgitlerle devam etti. Sanık olduğu iddia edilen kişi bir yakalanıyor bir serbest bırakılıyor, bir gün yakalanıyor birkaç gün sonra tekrar serbest bırakılıyor. Uzun süre devam eden bu durum sonrasında, yapılan kamuoyu baskısının da zorlamasıyla bir iddianame hazırlandı ve mahkemeler yapıldı.
O dönemde birçok basın kurumuna yaptığım açıklamalarda, bu olayın örgüt veya devlet birimleri tarafından yapıldığına inanmadığımı, devlet içinde korunan bireyler tarafından yapıldığına inandığımı ve bu işi yapanların devletin kritik görevlerinde yer alan kişi ve kurumlar tarafından halâ korunduğunu söyledim. Hem arama ve araştırmalarda hem de davada ileri gidilemediğinin sebebinin bu olduğunu anlatmaya çalıştım.
Sonra bildiğiniz gibi bir mahkeme yapıldı ve köydeki tek kişi Apro Diril tarafından bu ailenin kaçırıldığı ve cesedine ulaşılan Şimuni teyzeyi öldürdüğü biçiminde bir karar çıktı ve mahkûm oldu. Tabii aile bireyleri bu karardan memnun olmadılar ve itirazda bulundular. Dava şu an istinaf ve Yargıtay sürecinde.
Gelelim Gülistan Doku meselesine, günümüzde ortaya çıkan bilgilere göre ortada çok ciddi iddia ve suçlamalar var. Her gün basın kurumlarında dinliyor, okuyoruz. Bu yüzden tekrar anlatmaya gerek görmüyorum. Ama üzerinde durulmayan ve bence gözümüzden kaçırılmaya çalışılan bir meseleye hiç değinilmiyor. Galiba tartışılması istenmeyen bir mesele olduğu için dile getirilmiyor. Yoksa aslında vahim bir mesele.
Anlatayım: Ortada, 6 yıl önce -büyük ihtimalle öldürüldüğü için- kendisinden haber alınamayan bir kadın var. İddialara göre bu kadının ortadan kaybolması sonrasında dönemin valisi, yanlış yönlendirmelerden bilgi-belge tahrifatına kadar birçok şey yaparak meselenin gündemden düşmesi ve unutulması için bir sürü organizasyona girdi. Bunu yaparken de çeşitli devlet kurumunda yöneticilik yapan birçok kişiyi hiçbir yasal dayanağı olmadan “kullanmış”. İşte, Gülistan Doku olayında birçok şey tartışılırken, bence meselenin bu en önemli boyutu göz ardı ediliyor veya birileri tarafından ettiriliyor.
Ben diyorum ki evet, Gülistan Doku kızımıza kim ne yaptıysa açığa çıkarılmalı ve mutlaka cezalandırılmalı. Ama bu yeterli değil. Bunun yanında, bir valinin veya herhangi bir “kudretlinin” elinde hiçbir yasal dayanağı olmadan bu kadar pervasız hareket etmesini, birçok devlet kurumunu ve yöneticisini kullanabilmesini de sorgulamalıyız. Hatta sorgulamak da yetmez, “sahip olduğu yetkiyi suistimal”den cezalandırmamız gerekiyor.
Yani demek istediğim şu; devletin hiçbir kurumunda, organında, hiçbir yönetici gücünü ve dayanağını yasal çerçeveden almadıkça hiçbir şey yapmamalı. Yapmasına izin verilmemeli. Yaptığı anda da cezasının hemen kesilmesi gerekir. Ama galiba ben fazla şey istiyorum. Çünkü hiç kimse basit işler dışında, amirinin haberi olmadan bu kanunsuzlukları yapmaya cesaret edemez. Yani Vali, İçişleri Bakanı’nın “göz yumması” olmadan bütün bunları yapmaz/yapamaz. Sizce bir savcı, Adalet Bakanlığı’nın haberi olmadan ve suç olduğunu bile bile, “konut dokunulmazlığı” olan bir milletvekilinin evine polis gönderip arama yaptırabilir mi? Evet, ben de aynı şeyi düşünüyorum; yukarının izni olmadan bütün bu olanlar yapılamaz. Bu yüzden suçu, suçluyu doğru yerde aramamız gerekiyor.
Devamı +
3 Temmuz 2026 By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Haberler, Turabdin
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
2 Temmuz 2026 By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler