

Irak’ta da Sünni, Şii, Haşdi Şabi gibi grupların ve aşiretlerin egemen olduğu bir ortamda, çağdaş hukuka dayalı bir sistemi kurmak, ham hayâldir. Bunun için Ortadoğu ve dünyada meydana gelen çatışmalar ile olaylar, insanlığı umutsuzluğa sürükleyerek kaygılandırıyor. Korkuların, şiddetin ve belirsizliğin hakim olduğu bir dünya, yeni toplumsal tehlike ve felaketlerle yüz yüze. Unutmamalıyız ki insanlığın bu kaostan çıkışı, halkların yeni bir mücadele perspektifi ile özgürlüklerini kazanmalarıyla mümkün.
Dünyanın bütün kaynaklarını ele geçirmeyi hedefleyen güçler arasında başlayan teknolojik rekabet hızlı bir şekilde sürerken siyasi, hukuki ölçüler ve ilkeler de anlamını kaybetti. Güçlü devletler herhangi bir kuralı tanımadan çıkarları doğrultusunda attıkları adımlarla, anarşizmi ve kaosu derinleştiriyor. Böylece toplumsal istikrar ve bireylerin yaşam güvencesi tehdit ediliyor.
Çatışmalar ve savaşlar körüklendikçe yoksulluk derinleşiyor, insan hakları ayaklar altına alınıyor, kitlesel göç dalgaları büyüyor. Bu anlamda birçok uluslararası araştırmacı kuruluş tarafından yapılan ve kamuoyuna açıklanan çalışmaların sonucu ürkütücü boyutlarda. Çünkü bütün veriler, doğanın daha çok kirlendiğini, ekolojik dengenin bozulduğunu, sağlık sorunlarının büyüdüğünü, eğitimde meydana gelen adaletsizliğin ve çarpıklığın önüne geçilmediği görülüyor.
Demokratik değerler, kültürel-sanatsal eserler, toplumun ahlak ölçüleri yozlaştırıldığı için dayanışma anlayışı ve bilinci önemsizleştirildi. Devletleri ele geçiren klikler, egemenliği altındaki bütün toplumu haraca bağlarken, bunları taklit eden çeteler de şehirlerde, mahallelerde kendi kurallarını uyguluyor.
Dünyamızdaki hegemonik güçlerin mafyalaşmış devlet yönetimlerine müdahale etmeleri, büyük ve küçük çetelerin ellerindeki kaynakları ele geçirme eylemine dönüştü. Diğer tarafta dünya nüfusunun yüzde 90’ından fazlası da bu çeteler arasındaki rant savaşlarını çaresizce izlemekle yetiniyor. Sivillerin, savunmasız çocukların, kadınların öldürülmeleri ve topluma hizmet veren alt yapı kurumlarının tahrip edilmesi sıradanlaştırıldı.
Dünyada meydana gelen olaylar ve çeşitli güçler arasındaki çatışmalar değerlendirildiğinde, müdahale eden güç kadar, müdahale edilen yönetimin de suçlu olduğu görülecektir. ABD hükümetini, birçok ülkeye müdahale etmesini suçlayıp eleştirirken, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve onun gibi diktatörlerin mafyaları, uygulamalarını ve kendi halklarını yoksulluğa mahkum etmelerini savunmakta da doğru değil.
Bu durum özellikle İran Molla rejimi için de geçerli. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı haydutluk ise İran Molla rejiminin Yahudileri yok etme stratejisi de bir insanlık suçudur. İran rejimi her gün anadillerini savunan öğretmenleri, baş örtüsü takmayan kadınları, farklı uluslardan olan insanları, sanatçıları, çocukları idam ediyor. Dolayısıyla çağ dışı uygulamalarla toplumun yaşamını esaret altına alan ve tüm özgürlükleri yasaklayan böylesi bir rejimin yanında yer almak insanlığa aykırı.
Günümüzde her egemen güç, halkları ve dünyanın zenginlik kaynaklarını ele geçirmek ve sömürmek için çeteleşme yolunu seçiyor. Rusya Federasyonu’nun, Ukrayna’yı işgal etmek için başlattığı savaşın, yüzbinlerce insanın ölümü pahasına neden halâ devam ettiğini sorgulamak, birçok gerçekliği aydınlatacaktır. Afrika’daki yoksulluğun, çatışmaların kaynağı da bölgesel ve küresel güçler arasındaki rekabetin bir siyaseti.
İnsanlığın günümüzde yaşadığı düşünsel gelişmeler, ekonomik sorunlar, ideolojik, dinsel, mezhepsel düşmanlıklar ve çelişkiler, büyük bir bataklığa dönüştü. Diktatörler, çeteler ve sermaye sahibi güçler arasındaki savaş boyutlanarak devam ederken, siyasi harita da değişiyor. Dolayısıyla bu koşullarda yeni toplumsal yapılar, düşünceler ve alternatif çözümler de gündeme geliyor.
Ortadoğu’da ezilen halkların özgürlüğü, gerici statükonun ve tek tipçi devletlerin zayıflamalarına ve federal bir sisteme dönüşmelerine bağlı. Ancak, eski bir diktatör giderken, yerine başka bir diktatörün getirilmesi, bütün demokratik arayışları sekteye uğratıyor. Bu durumun en güzel örneği Suriye.
Suriye’de Baas’tan daha ırkçı bir rejim olan HTŞ yönetimi ile halklar arasında güveni, eşitliği sağlamak ve barış köprülerini kurmak mümkün değil. Dolayısıyla toplumun bütün kesimlerinden ve halklardan oluşacak yeni bir yönetime ihtiyaç var.
Irak’ta da Sünni, Şii, Haşdi Şabi gibi grupların ve aşiretlerin egemen olduğu bir ortamda, çağdaş hukuka dayalı bir sistemi kurmak, ham hayâldir. Bunun için Ortadoğu ve dünyada meydana gelen çatışmalar ile olaylar, insanlığı umutsuzluğa sürükleyerek kaygılandırıyor. Korkuların, şiddetin ve belirsizliğin hakim olduğu bir dünya, yeni toplumsal tehlike ve felaketlerle yüz yüze.
Unutmamalıyız ki insanlığın bu kaostan çıkışı, halkların yeni bir mücadele perspektifi ile özgürlüklerini kazanmalarıyla mümkün.
Devamı +
4 Temmuz 2026 By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
3 Temmuz 2026 By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Haberler, Turabdin
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
2 Temmuz 2026 By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye