SABRO

Adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz

Aydın Gabriel 

Mardin’de 1915 ve sonrasında, Ermeniler bitti Süryaniler ise çok küçük bir azınlık durumuna dönüştü. Araplar arttı, Kürt nüfusu ise çoğunluğa sahip oldu. Bu örneklere, Musul, Hakkâri, Urfa, Halep, Şam gibi bölgenin önemli şehirlerini de ekleyebilirsiniz. Hepsi, şu anda varlığı ile yokluğu belli olmayan Süryaniler tarafından kurulmuş, sahip oldukları birçok değer, bugün adı ne olursa olsun Süryaniler tarafından yapılmış ancak bugün bu şehirlerin içinde yaşayan halk kimisinde Kürt, kimisinde Arap ve bazen de Türk. Süryaniler ise ya yok edilmiş ya da inkâr ediliyor. 

Evet gerçekten adaleti olmayan adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. Herkes sahip olduğu güç kadar haklı ve sahip olduğu güç kadar kendi hayatını istediği biçimde devam ettirebiliyor. Gücü az olanlar, ne hakkına sahip çıkabiliyor ne hakkını alabiliyor ne de sahip oldukları değerleri koruyabiliyor.  

Bugün çevreme baktığımda bu adaletsizliklerden ne kadar çok olayla karşılaştığımızı görebiliyorum. En basiti Amerika, sahip olduğu güç üzerinden yola çıkarak dünyanın bir başka ucundaki bir ülkenin falanca şeyini, filanca şeyi yapmasını bir savaş sebebi sayıyor. Ya da birileri çıkıp sahip olduğu güce dayanarak şurası bizimdir, burası bizimdir deyip oranın otantik halkını, kültürünü yok etme hakkını kendinde görebiliyor. Ve bunlar önüme geldiği her seferde bir girdabın içine girip ne yapmam, nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum. İsyan mı edeyim, kavga mı edeyim, birilerine mi saldırayım ne yapayım? Kendimi mi yok edeyim bilmiyorum.  

Geçtiğimiz günlerde bir yerde rastladım, bir araştırma üzerinde tartışma yapılıyordu. Bu araştırma da Kerkük şehrinin kime ait olduğu üzerineydi. Birileri Kerkük şehrinin Kürtlere ait olduğunu birileri de Türklere ait olduğunu söylüyordu.  

Daha önce bu tartışmalar birçok kere başka şehirler üzerine de yapıldı. Mesela Musul, Erbil, Urfa, Diyarbakır, Hakkâri ve daha birçok yer üzerine de yapıldı. Aslında Ortadoğu’daki birçok şehir üzerine de bu tartışmalar yapılıyor. Yani Anadolu, Mezopotamya coğrafyası içerisinde bulunan birçok şehir üzerinde bu tartışma var ve yapılıyor.  

Aslında arada bir ben de yapıyorum kendi içimde bu tartışmaları. Ama ben bu tartışmayı kendi kendime yaparken önüme bazı kıstaslar koyuyor ve bu kıstaslar üzerinden yapmaya çalışıyorum. Oysa şimdi bu tartışmalar yapılırken, neye göre tartışma yapacağımıza ilişkin kimse herhangi bir ilke belirlemiyor. Bu yüzden tartışma aslında bir kör dövüşüne doğru gidiyor ve bu kör dövüş de beni her seferinde biraz daha daraltıyor.  

İsterseniz bir-iki örnek üzerinden konuyu biraz daha açalım. Ama örneklere geçmeden önce bu tartışmayı hangi temeller üzerinde yapmamız gerektiği noktasında anlaşmamız gerekiyor. Ki bizler de bahsettiğimiz bu kör dövüşünün içine düşmeyelim….  

Mesela bazıları, “şu şehir Türk, Süryani, Arap veya Kürt’tür” derken o şehirde yaşayan nüfusu temel alır, diğer öğeleri dikkate almaz. Bazıları şehrin kurucularını temel alır ve kime ait olduğunu söyler. Kimisi de o şehrin kim tarafından yönetildiğini temel alarak kararını verir.   

Mesela sahip olduğu kültürel varlıkların, eserlerin, değerlerin durumunu veya kimin neyi temsil ettiğini temel alanlar fazla yoktur. Sadece kendi durumunu haklı çıkarmak için bir noktayı temel alır ve iddiasını bu şekilde ispatlamaya çalışır. Bu yüzden de herkes kendini doğru çıkarır ve kördövüşü devam eder.   

Peki böyle mi olması gerekiyor? Bence hayır böyle olmaması gerekiyor ve hepimizin ortaklaşacağı birkaç noktayı temel alıp ona göre kararlar vermemiz gerekir. Peki o zaman bu temel noktalar ne olması gerekiyor? 

Aslında bu sorunun da cevabı çok basit; tabi ki bir şehri, şehir yapan özellikler ele alınmalı. Mesela bir şehirden bahsedebilmemiz için o şehrin kurulmuş olması gerekiyor. Dolayısıyla o şehrin kurucularını temel almamız gerekiyor. İkincisi yine bir şehirden bahsedebilmek için, Süryanicede şehirleşmek anlamına gelen bir medeniyetten bir kültürden bahsetmemiz gerekiyor. Tabi yine bir şehirden bahsedebilmemiz için, o şehrin içinde yaşayan insanları da göz önünde bulundurmamız gerekiyor. O şehrin yönetici ve egemenleri ise, bence dikkate alınması gereken en son etkendir. Hatta eğer gelip geçici iseler pek fazla dikkate de alınmaması gerekir.   

Şimdi bu temel noktalar üzerinden yola çıkarak söz konusu coğrafyada yer alan önemli birkaç şehri ele alalım ve üzerinde tartışalım.   

Kerkük, Süryanice’deki adı “Kerkheslokh” olan Kerkük, MÖ 10 ve 11. yüzyıllarda Asurlular için büyük bir önem sahip olan Arapha bölgesinde, yaklaşık beş bin yıllık Asur harabeleri üzerinde kurulmuş bir şehir. İslam bölgeye hâkim olana kadar şehirde yaşayan nüfus ağırlıklı olarak Süryanilerden oluşuyordu. İslam yönetimi ile birlikte şehir nüfusu içinde bulunan Kürtlerin sayısal olarak artmasının yanında önce Arap sonra da Türkmen yerleşimi oldu. Daha sonra İslam’ın da baskısıyla şehirdeki Hristiyan-Süryani nüfus azaldı ve Kürt, Arap ile Türkmen nüfus hızla arttı. 14. yüzyıldan itibaren de şehirdeki Süryani nüfusu azınlık durumuna düştü. 19. yüzyıla gelindiğinde ise Süryanilerin oranı yüzde 10 seviyelerine düştü. Günümüzde ise bu oran yüzde 0,5 civarında. Şimdi bu şehrin hangi halka ait olduğuna siz karar verin. Ama bu kararı verirken diğer halk/lara da ne olduğunu düşünün lütfen.  

Diyarbakır, adı Süryanicede ilk evlat manastırı anlamına gelen “Deyro d’Bukhre” (Arapçası aynı anlama gelen “Deyr Beker”) olan Diyarbakır, aslında Sümerler tarafından “Amida” ya da bugünkü deyişi ile “Omid” veya “Amed” olarak adlandırılan bölgenin en büyük yerleşim alanı. Bu yerleşim alanındaki hâkim kültürel ve demografik yapı 12. yüzyıla kadar Süryani. Daha sonraki süreçte ise bölgeye gelen farklı kimliklerin etkisi ile heterojen bir yapıya dönüştü. Bu heterojen yapı içerisinde nüfus, 18. yüzyılın sonuna kadar sıralama (ı) Süryani, (ıı) Ermeni ve (ııı) Kürtlerden oluştu. 1915 sonrasında ise nüfus yapısı tamamen değişti ve ağırlık Kürtlerden oluşmaya başladı.  

Van, Ermenilerin ataları olan Urartular tarafından kuruldu. İçinde bulunan birçok kültürel varlık değer Ermeni medeniyetine ait yapı. Yöneticileri bundan 1000 yıl önceye kadar hep Ermenilerde. İçinde yaşayan nüfus ise zaman içerisinde değişiklik göstermiş. Önceleri tamamen Ermeni olan bu şehir etrafına, özellikle güney kesimlerine Süryaniler yerleşti. Binli yılların başına kadar bu nüfus yapısı korundu. Ancak daha sonraki süreçte bölgeye önce Kürtler daha sonra farklı etnisitelerden yapılar girdi. Ama Kürtlerin dışındaki diğer farklı etnisiteler pek fazla bir varlık gösteremedi. Bölgedeki Ermeni ve Süryaniler ise baskı, katliam ve soykırımla azala, azala 1915’ten sonra tamamen yok oldular. Yerlerine ise genellikle Kürtler yerleşti. Dolayısıyla bugün Van büyük bir “Kürt şehri” hâline geldi.  

Mardin, yaklaşık Milat’tan önce 3000’li yıllarda kurulan bu şehir Subartular tarafından kurulduğu iddia edilir. Bölge ve şehir o günden bugüne kadar büyük oranda Asuri-Arami-Süryani medeniyetinin beşiklerinden biridir. 12. yüzyılda bölgeye giren Artuklular döneminde şehrin kültürel yapısına eklemeler yapılmış ama ana dokuyu değiştirememiştir. İçinde yaşayan nüfus sekizinci yüzyıla kadar saf Süryanilerden oluşuyordu. Sekizinci yüzyıldan itibaren önce birkaç Arap-Müslüman aile ardından aralıklı olarak Kürtler yerleşmeye başladı Mardin’e. Buna rağmen Mardin, 16. yüzyıla kadar yüzde 80’e yakın Süryani yerleşimine sahipti. Osmanlı imparatorluğu ile birlikte bölgedeki Müslüman nüfus artmaya başlamış ve bölgedeki halk yerleşiminin içerisinde önemli bir konuma geldi. 1800’lü yıllarda nüfus çoğunluğu büyük oranda hala Süryanilerin elindeydi. Ama 1915 ve sonrasında durum çok değişti. Ermeniler bitti Süryaniler ise çok küçük bir azınlık durumuna dönüştü. Araplar arttı, Kürt nüfusu ise çoğunluğa sahip oldu.  

Bu örneklere, Musul, Hakkâri, Urfa, Halep, Şam gibi bölgenin önemli şehirlerini de ekleyebilirsiniz. Çünkü hemen hemen hepsi aynı süreçlerden geçti. Hepsi, şu anda varlığı ile yokluğu belli olmayan Süryaniler tarafından kurulmuş, sahip oldukları birçok değer, bugün adı ne olursa olsun Süryaniler tarafından yapılmış, ancak bugün bu şehirlerin içinde yaşayan halk kimisinde Kürt, kimisinde Arap ve bazen de Türk. Süryaniler ise ya yok edilmiş ya da inkâr ediliyor.  

Dikkat ettiniz mi, bütün bu örneklerde ortak ve çok önemli bir şey var. Şehri kuranlarla bugün o şehirlerde yaşayanlar aynı değil. Yine o şehri kuran, medeniyetini oluşturan, geliştiren, ayakta tutanlarla bugün o şehirlerde yaşayanların etnisitesi ve medeniyeti arasında en ufak bir ortak yan yok. Çoğu şehirde ise geçmişte oluşturulan medeniyetin çok büyük bir bölümü hala ayakta ve ben buradayım diyor. Çok daha önemli diğer bir şey ise bugün o şehir için kavga edenler ne o şehri kuranlar ne o şehirde bir medeniyet yaratanlar ne de çok uzun süre o şehirlerde yaşayanlar.   

Beni, ‘isyan mı edeyim, birilerine mi saldırayım’ diye daraltan ve ‘bu dünya adaletsiz bir dünya’ diye haykırmama neden olan şey bu. Çünkü söz konusu o şehirlerin neredeyse hepsinin kurucuları, medeniyetini oluşturanları, içinde yaşayanlarını katlettiler. Kimisini bir-iki bin yıl önce, kimisini birkaç yüz yıl önce ama hepsini katlettiler.  

Ve ben bu tartışmaları her dinlediğimde daralıyor ve söyleyecek bir şey bulamıyorum. Çünkü sizler, ‘bu şehirler Kürt, Arap veya Türk’tür’ dediğiniz her seferinde o şehirlerde yaşanan, yaşatılan katliam ve soykırımları yaşamış olan insanları katlettiğinizi ikrar ediyorsunuz.  

Evet sizler o şehirler için kavga ediyor, “benimdir” diyorsunuz ve ben bir şey diyemiyorum. Aynen şu an bir şey diyemediğim gibi. 

TOP