SABRO

“Virüs meselesi”

Bu hafta içinde sosyal medyada bir arkadaşımla yaptığım yazışmada ona Kızılay’ın bu zor günlerde neden ortalıkta görünmediğini, en azından maske, eldiven, temizlik ürünlerini niçin dağıtmadığını sormuştum. Arkadaşım Kızılay’ın küçük şeylerle uğraşmadığını, Kızılay’ın büyük bir kuruluş olduğunu ve dolayısıyla büyük işlerle uğraştığını söylemişti. Ona virüsün de küçük mikroskopla zor görülen bir mikrop olduğunu ama dünyayı sarstığını yazdığımda yine alakası olmayan cevaplar yazmıştı.

Mikrop gerçekten de küçük ama bütün dünyayı alt üst etmeyi başarıyor. Dünyadaki ölüm sayılarını vermenin bir anlamı yok çünkü her gün bu sayı değişiyor. Yine bir arkadaşım virüsün Türkiye’ye gelmeyeceğini söylemişti. Nedenini sorduğumda Türklerin temiz olduğunu Avrupalıların pis olduklarını söyleyerek bildik safsataları söyledi. Bunu düşünen ve söyleyen maalesef yıllardır eğitim camiasında bulunan ve halen çalışan bir öğretmen.

Ona güzel, güzel tane tane açıklamalarda bulunmuştum. İlkokul öğrencisine ders anlatır gibi ilk şehirleşmenin kimler zamanında başladığını, ilk hamamları, ilk tuvaletleri, Grek ve Roma dönemini, öncesinde Asurluları, Sümerleri anlatarak Türklerin çadırlarda nasıl yaşadığını, taşlarla yapraklarla nasıl temizlik yaptıklarını anlattım. Bu arada virüs nihayet temiz ve medeniyetin beşiği Türkiye’mizi de sarmış durumda. Umarım az bir hasarla kurtuluruz.

Bütün dünya, televizyonlar, gazeteler virüsü konuşuyor. Başka bir konuda yazmak isterdim ancak böyle geniş kitleleri etkileyen bir konuya ben de değinmek zorunda kaldım. Çünkü dar bir konuyu kapsamıyor, insan yaşamını, geleceğini, ekonomiyi, yeni bir dünyayı etkileyecek sonuçları içeriyor.

Bu virüs aslında hangi devletin güçlü hangisinin aciz olduğunu da gözler önüne seriyor. Bu virüs hangi devletin halkına karşı yerine getirdiği görev ve sorumlulukları da ortaya çıkarıyor. Hatta bu virüs belki devletlerin bundan sonra sağlığa mı tanka mı topa mı yapacağı katkıyı, ayıracağı bütçeyi de belirleyecek.

Virüs öncesi bütün dünyaya ahkâm kesen liderlerin ne kadar çaresiz olduklarını görünce şaşırıp kalıyoruz. Bu günlerde süt dökmüş kediler gibi sesini çıkarmayanların virüsten sonra yeniden kükreyeceklerini bol keseden palavralar atacaklarını düşünüyorum.

Başka önemli bir konu Avrupa ülkeleri kendi vatandaşlarının rahat etmeleri için maddi manevi her desteği verirken bizim ülkemizde yeniden vatandaşlardan para toplanması. Başka ülkeler vatandaşına para verirken bizim ülkenin vatandaşlarından para alması. Demek ki güçlü olmak konuşmakla olmuyormuş. Güzel sözlerle olmuyormuş. Bağırıp çağırmakla olmuyormuş. Güçlü olmak en dar zamanda halkının yanında bulunmakla oluyormuş. Güçlü olmak vatandaşına zor günde sahip çıkmakla oluyormuş.

Yine önemli bir husus televizyonlardan para yardımı için verilen banka hesap numaraları. Herkesin bildiği gibi yardımlar kişinin özgür iradesine bağlıdır. Sizler istersiniz kampanyalar başlatırsınız isteyen verir isteyen hesaba para yatırmaz. Burada insanlar zorlanmaz baskı altına alınmaz.

Basına yansıyan haberlere göre bazı Milli Eğitim Müdürleri ve yargı mensupları yardım kampanyaları için personellerini zorlamakta, sıkıştırmakta hatta kimin ne kadar ödeyeceği, ödediği miktar listelenip takibe alındığı iddia edilmektedir. Peki, zorla yapılan bir bağış yardım kategorisine girer mi, ya da bu uygulamanın insani vicdani boyutundan söz etmek mümkün mü?

Diğer taraftan bazı belediyeler de insani ve vicdani olarak vatandaşlara yardım etmek amacıyla harekete geçmiş durumdalar. Ancak hükümet kanadı kendisi dışında kimsenin bir adım atmasını istemiyor. Belediyelerin yardım etmesini ve yardım toplamasına karşı çıkarak banka hesaplarını bloke ediyor. Güneydoğu’da bazı belediyelerin yardım çalışmalarını çeşitli bahaneler ileri sürerek tamamen engelliyor. Aslında bunun tek sebebi var amaç yardım meselesi değil, belediyelerin çalışmalarını engellemek ve bir sonraki seçimlerde seçim malzemesi yaparak oralardan oy devşirmek. Burada şöyle bir soru hemen insanın aklına geliyor. Acaba hükümet ya da iktidar kendi belediyelerine bunu yapıyor mu?

Virüs daha çok başımızı ağrıtacak gibi görünüyor. Unutmamak gerekir ki bu zor günlerin en cesur kahramanları sağlık mensuplarıdır. Gece gündüz hayatlarını ortaya koyup çalışan sağlık çalışanlarının ekonomik sıkıntıları hemen giderilmelidir.

Dünya liderleri bundan sonra silaha, tanka, topa, füzeye yapacakları yardımı ayıracakları bütçeyi mutlaka kendi halklarına bilime ve sağlığa ayırmalıdırlar. Bunun zamanı çoktan gelmiş ve geçmektedir. Küçük bir virüs deyip küçümsememek gerek başımıza ne kadar büyük işler açtığını görmek lazım.

Ayrıca insanların içeriye kapandığı bu dönemlerde internetin, cep telefonlarının ve bilgisayarların verimli kullanılması durumunda ne kadar yararlı olduğu da gözden kaçırmamaları gerekir. Eğer bu aletler olmasaydı sürekli evde kalan insanlar arasında kim bilir hangi sorunlar çıkacaktı?

Bu arada Şırnak’ta iki ay sonra cesedi bulunan Şmuni Diril’e Allahtan rahmet diliyor, saygıyla anıyorum. Diril ailesinin acısını paylaşıyor ve sabırlar diliyorum.

TOP