david-vergili-makaleler
SABRO

Yıkıma giden yol

“Kastettiğimiz, her fedakârlığa katlanarak yurdumuzun elemanlarının tek bir ulus ve tek bir İslam dini fikrini benimsemeleri için çalışacağız, öyle ki çoğunluk veya azınlıklar, Elenler, Türkler, Ermeniler ve Yahudiler söz konusu olmasın, “sizler ve bizler” diye bahsedilmesin, Hristiyanlık, Müslümanlık, Musevilik ilk planda olarak insanları gruplara ayırmasın, fakat istisnasız hepimiz bağlı kalacağımız tek bir Müslüman ülke içinde birleşme idealini ön planda tutmalıyız.”

İttihat ve Terakki Cemiyet (İTC)’nin kurucu kadrolarından Dr. Nazım’ın Ağustos 1908 yılında, İzmir’de Yunanistanlı bir gazeteciye verdiği yukarıdaki demeç, Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim Hristiyan halklarının ortadan kaldırılmasına yönelik ilk işareti vermekte. Aynı zamanda Ermeni, Süryani ve Pontus halklarının imhası, kültürel, sosyal ve ekonomik yapılarına el konulması ve nihai bir çözümün İTC tarafından organize edildiğini de ayrıca göstermektedir.

İmparatorluk içindeki Hristiyan toplulukların nihai imhasına yönelik benzer açıklamalar, Birinci Dünya Savaşı esnasında görev yapan Avrupalı diplomatların belgelerinde ve daha sonra yazılan Sayfo’ya ışık tutan Süryani kaynaklarında da mevcuttur. Avrupa diasporasında Süryani kilisesinin doğuşu ve gelişiminde aktif rol oynayan eski Hollanda Metropoliti merhum Julius Y. Çiçek, Sayfo dönemi için şunları söyleyecekti; “Adaletsiz ve merhametsiz Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki Hristiyanların yaşamı, I. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonraki üç yıl boyunca takibat, açlık, susuzluk, çıplaklık, ölüm, baskı, boğulma, kendini feda etme, aşağılanma, alaya alınma, memleketinden sürülme ve katlanmak zorunda oldukları işkence ve acılarla doluydu.”

Sayfo’yu takip eden yıllarda, Süryanilerin yaşadığı soykırım, yıkım, şiddet/zorla din değiştirme konusunda az da olsa Süryani yazarları konuyu işledi ve Turabdin bölgesi köylerini tek tek gezerek bilgi ve belgeler kayıt altına alındı. Yaşananlar birinci elden kâğıda döküldü. Bunların başında, 15 yaşında Deyrulzafaran Manastırı’ında öğrenci olan Malfono Numan Karabaş’ın kaleme aldığı Dmo Zliho “Dökülen Kan” kitabıdır. Karabaş özellikle Deyrulzafaran’ın saldırılara hedef olmasını, kuşatma altına alınmasını ve manastıra sığınanların hikâyesini aktarmaktadır. Diğer yandan, Arkahlı rahip Süleyman Beth Henno, Gunhe d’Turabdin “Turabdin Kıyımları” ile yaşlı insanların anlatımlarını belgeledi.

Bununla beraber, Turabdin bölgesinde aktif olarak görev yapan Avrupalı diplomalar ve din görevlileri ayrıca Sayfo dönemini belgeleştirmede ve kayıt altına almada önemli çalışmalar yaptılar. Özellikle Mardin-Diyarbakır bölgesinde yaşanan şiddet ve yıkımın büyük oranda Avrupalı din adamları tarafından belgelendiğini söyleyebiliriz.

Ağustos 1914’te başlayan ve 1915 yılının yaz aylarında üst aşamaya varan Süryanilere yönelik soykırım, yok etme, talan ve el koyma, Urmiye, Hakkari, Siirt, Van, Urfa, Adıyaman ve Turabdin Süryanilerini bitirme ve yok etme noktasına getirdi. Osmanlı-Türk yönetimi ile beraber hareket eden yerel güçler, Kürt, Çerkez, Arap, kısa süre içinde Süryanileri ortadan kaldırdı. Yüzyıllık manastırları, kiliseleri, kültür değerleri ve ekonomik zenginlikleri talan edildi ve el değiştirdi.

Yüzyılın başında imparatorluk içinde Hristiyan nüfus %25 iken Sayfo sonrasında bu sayı neredeyse yok oldu. Sayfo sonrasında devam eden devlet politikaları, kapanan Süryani okulları, yok edilen kütüphaneler, yazar ve aydın insanların, toplum ve kanaat liderlerinin infazı, farklı Süryani kiliselerin Patrikhane kürsülerinin ülke dışına sürgün edilmesi ve geri dönüşünün yasaklanması devam eden yıkımın önemli ayakları olarak önümüzde durmaktadır.

Toplumsal, kültürel, ekonomik ve insani bir yıkım olarak Sayfo Süryani halkının varlığına derin bir yara bıraktı. Ortadoğu bölgesinde yaşayan Süryanilerin hedef olduğu son yıllardaki şiddet, yıkım ve saldırılar yüzyıllık travmanın tekrardan gün yüzüne çıkmasına ve yaranın açık kalmasına neden olmaktadır.

TOP