SABRO

PANDEMİ DÖNEMİNDE OKULLAR VE EĞİTİM

Bütün dünyayı kasıp kavuran Covid-19 salgını yaşamın her alanını etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Etkilediği alanlardan bazıları çöküp yok olurken kimi sektörler için de fırsatlar yarattı. Milyonlarca insan işinden oldu. Milyonlarca işyeri kapandı. Birçok insanın psikolojisi bozuldu. Binlerce insan sevdiğinden boşandı. İnsanlar evlerinden çıkamaz oldu. Birçok insan sevdiğini, sevdiklerini toprağa gömerken yanında bulunup cenazesine katılamadı. Taziyesini veremedi ve istediği gibi son görevini yerine getiremedi.

Yüzyılda bir yaşanan ve bütün dünyayı sarsan bu Pandeminin etkilemediği kimse kalmadı. Olumlu olarak etkilenenler ve ticari anlamda kazançlı çıkanlar ise sağlık malzemesi üreten firmalar oldu. Deterjan, ıslak mendil, eldiven, tıbbi malzeme, hijyen malzemesi üreten ve satan firmalar ihya oldu. En karlı çıkan diğer bir kesim ise doğa oldu. Canlılar özgürce yaşamına devam etti. Denizler kirlenmekten kurtuldu. Dereler özgürce aktı. Tabiat adeta yeniden canlandı.

Pandemi döneminin olumsuz anlamda en çok etkilenen alanlardan biri de okullar oldu. Pandemi çocuklar arasında büyük bir panik yarattı. Çocuklar bu hastalık karşısında adeta birer esir durumuna düştüler. İçeri kapanmaları sonucu psikolojik ve kültürel anlamda çok sıkıntılar yaşadılar. 13 Martta hazırlıksız ve bir anda okulların tatil edilmesi eğitim camiasında şok etkisi yarattı.

Hiç kimse hazırlıklı değildi. Neler yapılacağı bilinmiyordu. Okulların iki hafta tatil edilip sonrasında açılacağı düşünülüyordu derken aradan tam yedi ay geçti. Hazırlıksız yakalanan öğrenci, öğretmen ve veliler okullar kapandığında çantalarını dahi yanlarına almamışlardı. Çantalarda bulunan ders kitaplarının çoğunu evine dahi götüremediler.

Aradan geçen zaman zarfında internet üzerinden ve Milli Eğitim Bakanlığının hazırladığı EBA üzerinden dersler verilmeye başlandı. Binlerce öğrencinin evinde internet yoktu. Bazılarının televizyonu yoktu. Hazırlıksız yakalanan öğretmenler neler yapılacağını dahi bilmiyordu. Zaman geçtikçe yaşanan bu karmaşa yavaş yavaş aşılmaya çalışıldı. Deneme-yanılma yaparak, yaşayarak yöntemine başvuran eğitim camiası yavaş yavaş sistemi kavramaya çalıştılar.

Buradaki temel amaç aslında öğrenci veli ve öğretmenleri canlı tutup derslerden uzaklaşmalarını önlemekti. Nitekim bu az da olsa başarıya ulaştı. 18 Milyon öğrencinin hepsi olmasa da büyük çoğunluğuyla dersler yapıldı. Ne derece başarılı ve verimli olduğu saatlerce tartışılıp yazılabilir. Ama yıllardır her sene yazı tahtasının sağ üst köşesine yazdığım ve bütün toplantılarda velilere, öğrencilere söylediğim “Ders derste öğrenilir” sözü bir anlamda tamamen gerçek olmuştu.

Evet gerçekten ders derste öğrenilir. Sanal ortamda yapılan derslerin yüz yüze eğitim kadar olamayacağını herkes daha iyi anlamış durumda. Belli yaş gruplarında sanal eğitim belki başarılı olabilir ama İlkokul öğrencilerinde sanal eğitim günü kurtarmaktan öteye gitmez. Çocuk sesini görmeli, sınıf ortamında olmalı, teneffüs yapmalı, okul bahçesinde olmalı, zil sesi duymalı, arkadaşlarıyla oynamalı ki okul okul olsun. Yoksa evde oturarak televizyon izleyerek dinlenilen dersin tadı tuzu olmaz. Her şey zamanında ve yerinde olması gerektiği gibi eğitim de sınıfta okulda ve öğretmeniyle olursa amacına ulaşır.

Bu günlerde okullarda hummalı bir çalışma var. Bütün ülkeler kendi okullarının açılması için bir çaba harcamakta. Ülkemizde de bu konuda büyük çalışmalar yapılmakta. Okulların açılması, çocukların öğretmenleriyle buluşmaları ve hasret gidermeleri için çözümler aranmakta. Ancak görülen o ki okulların açılması bir hayli zor görünüyor. Çünkü bugünkü şartlarda milyonlarca öğrencinin okula başlaması bir facia demek. Ne kadar önlem alınırsa alınsın, ne kadar maske takılırsa takılsın, aynı sınıfta yüz yüze eğitimin yapılması mümkün görünmüyor.

Öyle görünüyor ki, Türkiye ve dünyada son günlerde artan Pandemi vakaları hayatı olumsuz yönde etkilemeye devam edecek. Herkesim kendi alanında ve kendi çapında etkilenmekte ancak unutulmamalı ki en çok etkilenen kesim eğitim sektörü ve okullar. Makine, tesisat alınır. Fabrika kurulur. İş bulunur ve her şey telafi edilir ama kaybedilen sağlık ve eğitim  geri getirilemez.

Bütün umudumuz bir an önce aşının bulunması, bu virüse bir çözüm bulunması ve bütün insanların, eski yaşam şekillerine geri dönmesi.

6-7 Eylül 1955 yılında İstanbul’da Rumları hedef alan saldırıları lanetliyor, barbarca dükkanları talan edilen, mallarına el konulan ve bu ülkeden kovulan, yaşamını yitiren, öldürülen insanları saygıyla anıyorum.

TOP