Aydin-Gabriel-Makaleler
SABRO

İşimiz gerçekten zor…

Kafkaslarda on yıllardır çözülemeyen sorunun çözülmesi için taraflar silaha sarılıp cepheye indiler. Azerbaycan ve Ermenistan yeniden birbirini boğazlamaya başladılar. Savaşın gidişatı konusunda sağlık bilgi alma imkânımız yok ama iki taraf da “karşı” tarafa ait kayıpların yüzlerce insan olduğunu iddia ediyor. Savaşın her iki tarafı da ilk kurşunu kendileri tarafından atılmadığını ve saldırının karşıdan geldiğini söylüyor.

Uluslararası güçler tarafalar arasında ateşkesin yapılmasını ve savaşın bir an önce bitmesini talep ederken Türkiye, saldırının Ermenistan tarafından yapıldığını ve bu sefer “işgal ettiği topraklardan” çekilene kadar savaşın devam edeceğini söylüyor. Tabi bu arada bütün gücüyle Azerbaycan’ın yanında yer aldığını söylemeyi de ihmal etmiyor.

Savaşın silahları arasında bulunan propaganda da son hızıyla devam ediyor. Ama bu çerçevede maalesef yeni bir şey yok. Aksine daha da geriye doğru bir gidiş söz konusu. Türkiye’deki çevreler PKK/YPG’lilerin Ermenistan’a gidip orduyu eğittiklerini iddia ederken, karşıtları da Türkiye’nin Azerbaycan’a silah ve maaşı Türkiye tarafından ödenen, ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) üyelerini gönderdiğini söylüyorlar.

Kim doğru kim yanlış bilmiyorum ama PKK/YPG’lilerin gidip Ermenistan ordusunu eğittiklerini aklım almıyor. Öyle ya bir tarafta devlete ait düzenli bir ordu, diğer tarafta ise haraketli bir gerilla gücü, kim kimi hangi düzen temelinde eğitecek? Ama tabi herkes işin propaganda olduğunu bildiği için hiç kimse meselenin bu boyutunu sorma gereğini görmüyor.   

Benim aklımı karıştıran diğer bir mesele ise savaşın Ermenistan tarafından başlatıldığı iddiasıdır. Bu iddia bana göre pek mantıklı değil. Ki bu mantıksızlığı dillendiren sadece ben değilim. Aslında uluslararası çevreler de Rusya’nın “arka bahçesi” konumundaki Kafkasya’da başlayan bu savaşın kendiliğinden, yani sadece Ermenistan ve Azerbaycan’ın tasarrufu ile başlamadığını, arka planda farklı bir şeyler olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla, işgalci olduğu iddia edilen Ermenistan mı daha fazla alan kazanmak için silaha sarıldı, yoksa Azerbaycan işgal edildiğini iddia ettiği topraklarını kurtarmak için mi savaşı başlattı sorusu ortada duruyor.

Bütün bunlar bir tarafa beni asıl düşündüren ve kaygılandıran şey, Türkiye’nin ve Türkiye’de yaşayan insanların bu savaşa ilişkin tutumlarıdır. Evet bir ülkenin herhangi bir savaşta, kendisine yakın gördüğü veya çıkarı olduğunu düşündüğü bir tarafı tutması, desteklemesi ve hatta ona maddi-manevi katkı sunması gayet normaldir. Dolayısıyla Türkiye’nin, çıkarları gereği bu savaşta Azerbaycan’ın yanında yer alması sorun değil. Ama Türkiye’deki bazı çevrelerin -ki bu çevreler maalesef çoğunluğu oluşturuyor- tutup binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan ve bu ülkenin kadim vatandaşları olan Ermenilere saldırması kabul edilebilir, masum görülebilir bir şey değildir.

Aslında şaşırmamak gerekiyor. Çünkü bu ülkede benzer olaylar geçmişte de defalarca yaşandı. Hatırlayalım; Kıbrıs’ta sorun yaşanır, İstanbul’daki Rumlar saldırıya maruz kalır. Danimarka’da “karikatür krizi” ortaya çıkar, Midyat’taki Hristiyan Süryaniler Müslümanların hedefi haline gelir.  İsrail-Filistin arasında gerginlik artar, çatışma çıkar Türkiye’de bir avuç kalmış Musevilerin dini mekânları saldırıya uğrar. Türkiye’de benzer her olayda karşılaştığımız bu yaklaşımın bir arka planı, bir siyaseti vardır.

Türkiye her ne kadar söylemde demokratik olduğunu ve bütün vatandaşlarına eşit yaklaştığını söylüyorsa da esasında anti-demokratik, tekçi ve milliyetçi bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla kim ne söylerse söylesin, “Türk-İslam-Sünni” olmayanların Türkiye’de sorunsuz bir şekilde diğerleriyle eşit bir temelde yaşama şansları yoktur. Daha da kötüsü bu yaklaşım maalesef bireysel veya sade bir grubun yaklaşımından ziyade bir devlet politikasıdır ve bu durumu yıllardan beri yaşıyoruz.

Bu durumu en iyi anlatan da galiba geçmişin “hızlı solcusu, devrimcisi” Doğu Perinçek’tir. Perinçek bir televizyon programında, “Benim için İzmir ne ise Karabağ da o dur. Karabağ da benim öz vatanımdır” diyerek, Türkün sağcısı ve solcusu için en temel önceliğin, ırkçılığa varan milliyetçilik olduğunu göstermiştir. Şimdi gelin böyle bir anlayışın egemen olduğu Türkiye’de çoğulculuğu savunun.

Evet gerçekten zor ama savunmak zorundayız ve sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Türkiye’deki iktidarlar hangi siyaseti güderse gütsün. Hangi devletle, hangi yönetimle kol kola girerse girsin. Bizler Türkiye halklarının birbirlerine saygı göstermesi gerektiğini, eşitliğini ve özgür birlikteliğini savunmaya devam edeceğiz.

Egemenler, başımıza çorap örmek için yıllar önce yaşanan olayları önümüze getirseler de, üzerimize en berbat iftiraları atsalar da bizler barışı savunmaktan, insanları sevmekten ve yanlış gördüklerimizi söylemekten geri kalmayacağız…

TOP