
Boğaziçi Üniversitesi üzerine
Her zamanki gibi zor günlerden geçiyoruz. Zaten tarih boyunca iyi geçen günlerimizin sayısı çok azdır. Elli yaş ve biraz üstünde olan insanlar savaş, salgın hastalıklar ve kıtlık görmeden bir yaşam süreceğimizi hayal ediyorduk ama olmadı.
Bizler de yüzyılın en büyük salgın felaketini Corona salgınını yaşadık ve yaşıyoruz. Ne zaman biteceği de belli değil. Haksızlık ve adaletsizlik burada da dikkat çekiyor. Parası olan ülkeler parayı basıp ilacı hemen elde edebiliyor. Parası olmayan ülkeler “bekle babam bekle” bakalım ne zamana kadar bekleyecekler. Adamı olanlar torpille de olsa bir çözüm bulup aşı olabiliyor ama dayısı olmayanlar beklesin bakalım. Ölmeden önce aşıya ulaşabilirse çok şanslı.
Bizim son olarak genel ahvalimiz bu şekilde. Peki bütün bunlarla bitti mi tabiî ki hayır. Böyle bir iki sorunla paçayı kurtarabilmek iyi olurdu ancak mümkün değil. Gündemin en önemli konusu Boğaziçi Üniversitesinde yaşananlar ve hiç bitmek tükenmek bilmeyen yeni Anayasa reformları.
Boğaziçi Üniversitesi Türkiye’nin ve dünyanın en gözde okullarından. Hemen hemen her gencin hayalindeki okul. Üniversitelerde bulunan bölümlere rağbet bir hayli fazla. Eğer öğrencinin istediği branş, bölüm burada yoksa hemen diğer üniversiteleri tercih etmeye başlıyor. Benim okuduğum 1985-89 yıllarında üniversitelerin tercih bölümleri de öğrencilerin isteğine bağlı olarak şekilleniyordu. Örneğin muhafazakar kesim Tarih bölümlerini, entellektüel kesim çocukları, resim, heykel ve güzel sanatlar bölümünü, yurt dışındaki Türk çocukları yabancı dilleri, taşradan gelen kırsal kesim çocukları ise hukuk ve siyasal bölümlerini tercih ediyordu. Tabi bunlar benim gözlemlediklerim yanılmış ve yanlış düşünebilirim.
Boğaziçi üniversitesi ise bir anlamda Özgürlükler ülkesi gibiydi. Süper beyinler, güzel bir başarı grafiğine sahip olanlar, özgürlüğüne düşkün olanlar Boğaziçi Üniversitesini tercih ederlerdi. Bu bir gelenekti. Bu gelenek onlarca yıl devam etmiş ta ki 2021 Ocak ayına gelinceye dek. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bu durum ve gelenek birilerinin hoşuna gitmemiş olmalı ki üniversitede değişim yoluna gitme gereği duymuştur.
Daha önce onlarca üniversiteye atanan kayyumlar zoraki de olsa normal karşılanırken buradaki durum kabul görmemiştir. Üniversite geleneğine uymayan atamalar bardağın taşmasına neden olmuştur. Bunun fitili de Boğaziçi Üniversitesi’nde atılmıştır. Öyle bir olay yaşanıyor ki hiçbir üniversitede yaşanmayan tepki burada kendini göstermiştir. Düşünebiliyor musunuz Kayyum atanan rektör kendisine bir yardımcı dahi bulamamıştır. İşte Boğaziçi Üniversitesi’nin farkı burada ortaya çıkıyor. Birlik ruhu, demokrasiye, adalete olan inanç, başarı, adaletsizliğe karşı tek yumruk olarak kendini ortaya koymuştur.
Boğaziçi Üniversitesi, Amerikalı eğitimci ve mimar Cyrus Hamlin ile Amerikalı tüccar Christopher Rheinlander Robert, 16 Eylül 1863'te bir araya gelerek Bebek'te Robert Koleji adıyla bir kolej açmış. Bu kolej, ABD dışındaki ilk Amerikan koleji olarak kayıtlara geçmiş ve eğitime dört erkek öğrenciyle eski ahşap bir binada başlamış. 1935'te ilk Türk müdür olarak Hüseyin Pektaş başa getirilmiş.
26 Ocak 1971'de Yönetim Kurulu, Robert Koleji üzerinden Boğaziçi Üniversitesi adıyla bağımsız bir üniversite kurulması için Türkiye hükümetini teşvik eden önerge kabul edilmiş. Daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi okulun devlete geçişi hakkındaki maddeleri görüşmeye başlar, bazı milletvekilleri okulun adının Boğaziçi Üniversitesi yerine Fatih Üniversitesi olması fikrini öne sürse de bu fikir kabul görmemiş. Aynı ay kabul edilen kanun tasarısıyla birlikte Boğaziçi Üniversitesi'nde üç yıllık bir geçiş sürecinin ardından Türkiye'de kabul edilen üniversiteler kanununa göre eğitim verilmeye başlanması kararlaştırılmış.
10 Eylül 1971de Güney Kampüs olan 118 dönümlük alan binalar, kütüphane ve laboratuvarlarıyla birlikte resmen Türkiye'ye devredilerek Boğaziçi Üniversitesi adıyla kamulaştı. Aptullah Kuran, Boğaziçi Üniversitesi'nin ilk rektörü olarak seçilmiş. 20 Eylül 1971’de de Boğaziçi Üniversitesi yeni adıyla ilk derslerine başlamış. Boğaziçi Üniversitesi bu denli köklü ve önemli bir eğitim yuvası.
1970’li yıllarda muhaliflere komünist deniliyordu, daha sonraki yıllarda haksızlığa itiraz edenlere provokatör, şimdilerde ise haksızlığa karşı çıkanlara terörist damgası vurulmakta. Ne yazık ki güneş balçıkla sıvanmamaktadır. Örneğin bu suçlamaların yapıldığı Üniversite gençlerinin çoğu serbest bırakıldı. Bu tür değerlendirmeler ne yazık ki etiket yapıştırmaktan öteye gitmemektedir.
Yapılması gereken insani yaklaşımlarla ve demokratik hak ve hukuk çerçevesinde üniversitesinin kendi geleneğini sürdürmesi için yardımcı olmaktır. Eğer bir rektör, idareci, müdür, kendisine yardımcı olacak kişiyi bulamıyorsa orda durmanın hiçbir anlamı yoktur. Bu saatten sonra artık orada yapılacak görevin hiçbir kıymeti kalmamıştır.
-
Devamı +
28 Haziran 2026 By Sabro in Haberler, Makaleler, Türkiye
Geç Osmanlı’dan günümüze: Devlet sürekliliği, milliyetçilik ve demokratik dönüşüm sorunu (2)
-
Devamı +
25 Haziran 2026 By Sabro in Haberler, Makaleler, Yazarlar
Ağa Petros
-
Devamı +
21 Haziran 2026 By Sabro in Makaleler, Yazarlar
Yol altında kalan kiliseler, ev yapımında kullanılan kadim taşlar
-
Devamı +
By Sabro in Makaleler, Yazarlar
Millet sisteminin mirası ve Doğu Hıristiyanlığının siyasi çıkmazı
-
Devamı +
15 Haziran 2026 By Sabro in Makaleler, Yazarlar
Süryanilerin inkârından vazgeçilmeli
-
Devamı +
14 Haziran 2026 By Sabro in Haberler, Makaleler
Geç Osmanlı’dan günümüze: Devlet sürekliliği, milliyetçilik ve demokratik dönüşüm sorunu
-
Devamı +
By Sabro in Haberler, Makaleler
Antik Asur’un Sovyet tarih yazımı: Sovyet aynası olarak “Logos”
-
Devamı +
13 Haziran 2026 By Sabro in Makaleler, Yazarlar
Sen de mi Brütüs
-
Devamı +
12 Haziran 2026 By Sabro in Makaleler, Yazarlar
Bizi kim yönetiyor (2)
-
Devamı +
7 Haziran 2026 By Sabro in Haberler, Makaleler
Johny Messo ve kum üzerine ev inşası: “Aram’a şükür”









