
Kime ve neye göre….
Aydın Gabriel
Sabro’nun geçen (171) sayısı için yazdığım yazıya, özellikle x’te (twitter) farklı birçok cevap yazıldı. Yazıyı yazarken aslında bazı tepkilerle karşılaşacağımı biliyordum ama bu derece olacağını düşünmemiştim. Bu yüzden x hesabımda söz verdiğim üzere bütün bu tepkilere tek bir cevap vereceğim.
Evet, yazdığım yazı, uzun bir araştırma sonucu ortaya çıkmış bir yazıdan ziyade, değişik dönemlerde yapılmış birçok araştırmanın oluşturduğu sonuçları anlatmaya çalışan bir yazıydı. Bu nedenle birçok kişinin bunu anlamasını beklemiyordum. Dolayısıyla da cevap verilmesini bekliyordum. Haliyle de gelen cevaplara kızmadım… ama üzüldüm. Çünkü verilen cevaplardan anladım ki birçok insan meseleyi anlamak, anlatmak yerine hala yazıda bahsettiğim kısır döngüde kalmayı tercih ediyor. Bu nedenle de çoğunluğun ortaklaştığı bir noktaya gelmek yerine, birbirimize farklı yerlerden saldırıyoruz. Ben böyle bir tartışmanın içine girmeyi tercih etmem ve istemem.
Gelelim yazdığım yazıya ilişkin cevaplara;
Öncelikle şunu söyleyeyim: Ben şarkiyatçı falan değilim. Edindiğim her bilgi, yazdığım her yazı farklı ekoller yoluyla dışardan öğrenilmiş bilgilerden ziyade bizzat yerinde görülmüş ve gerçek kaynağından öğrenilmiş bilgilerdir. Ben falancanın yazdığı yazıyı öğrenirim ama temel almam. Onun yerine yereli temel alırım. Mesela Urhoy’u (Urfa) falanca seyyahın anlatımından ziyade, merkezindeki Süryani kalesini, kitabesini ve Urhoyluların anlatımlarına göre değerlendiririm.
Bölgeyi ve orada yaşayan insanları yazarken, hangi amaçlar için oraya gelip araştırma yapan, yazı yazan batılı diplomat, misyoner, araştırmacı ve diğerlerinin anlatımlarını temel almam. O bilgileri öğrenmeye çalışırım ama ben temelimi orada yaşayan ve bizzat bağlı olduğum halkın yazılarından, kilise arşivlerinden ve birçoğu yakılıp yıkılmış olsa da hala “her şeye rağmen ben buradayım” diye bağıran yapılardan alırım. Bence siz de gidin Mesela Hakkari’nin, Çukurca’nın, Uludere’nin merkezinde veya köylerinde camiye dönüştürülmüş kiliselerine bakın. Ya da Antep veya Urfa’daki Abgarlar (Osronoyeler) döneminden kalan mozaikleri görün...
Benim ait olduğum halkın, taşıdığı kültürün, yarattığı eserlerin ne olduğunu kimsenin bana anlatmasına gerek yoktur. Bu yüzden belki de hayatı boyunca bölgeyi görmemiş, orada yaşayan insanlarla iletişim kurmamış ama bölgede öylesine geçip gitmiş seyyah ve araştırmacıların, “şu halk şudur” veya “bu halkın kökeni budur” diyenlerin, sizin deyiminizle “Oryantalist”lerin sözüne de değer vermem. Süryaniler kimdir, Nasturi kime denir iyi bilirim. Çünkü ben Süryani’yim. Coğrafyamı, tarihimi ve kültürümü öğrendim. Bu öğrendiklerimin içinde de “iki kere iki eşittir dört” keskinliğinde net bilgiler vardır.
Bazı cevaplarda, “Süryani ve Ermenilerin Bitlis, Van, Mardin, Diyarbekir şehirlerinde Kürtler'den ve müslüman ahaliden daha eski olmaları bu şehirleri "Ermeni, Süryani" şehri yapmıyor” deniliyor. O zaman ben de soruyorum; bu ve Arbillo (Erbil), Nohadra (Duhok), Urhoy (Urfa), Mabuğ (Menbiç) ve benzeri şehirleri “Kürt Şehri” yapan şey nedir. Egemenlik mi, içinde yaşayan nüfus mu, yoksa “kör bir milliyetçilik” mi? Benim yazdığım yazıda aradığım cevap, aslında bu soruların cevabıydı. Yani bir yeri tanımlarken neye göre yapacağız bu tanımlamayı. Mesela Urhoy’a “Rıha” veya Arbillo (Erbil)’ya “Hewler” demekle bu şehirler Kürt şehri mi oluyor. Aynı şekilde en az 2000 yıllık Süryani tarihi olan Anhil’e, “Yemişli” demekle Türk toprağı veya “Nıhele” demekle Kürt toprağı mı oluyor.
Hayır, söz konusu bölgede sadece 1915 soykırımı sırasında etnik temizlik yapılmadı. Ama gelin önce “Etnik temizlik”ten ne anladığımızı ortaya koyalım. Bana göre Etnik temizlik sadece, bir halkı topluca öldürmekle yapılmıyor. Mesela dilin, kültürün belirleyici olduğu dönemde, bir dili yasaklamak ve bir dili egemen kılmaya, dinin belirleyici olduğu dönemde ise insanları kılıç zoruyla başka bir dine sokmaya çalışmak da soykırımdır. Tam da bu dönemde mabetleri, özellikle kiliseleri camiye çevirmek de soykırımdır.
Söz konusu bölgede önce Makedonlar, sonra Roma-Bizans ve daha sonra Arap-İslam güçleri “hukuki soykırım” olmasa bile bu anlamda defalarca etnik temizlik yaptılar. Daha sonra bölgeye gelen, Moğollar, Türk boyları, Kürt beyleri ise sözünü ettiğimiz bölgede defalarca katliam yaptılar, insanları başka kimliklere, inançlara zorladılar. 1915 soykırımı bunların, bölge genelindeki son soykırımdır. Daha sonra da bu soykırım ve etnik temizlik mantığı 1924’te Hakkari’de (Nasturi Sürgünü), 1933’te Irak’ta Simele katliamı ve en son 2014’te IŞİD’in Ninova Ovası’na ve Kuzey Suriye’ye (Gozarto) yaptığı saldırılarla devam etti/ediyor.
Bu arada eldeki kaynak bilgileri meselesine de biraz değinmek istiyorum; evet bugüne ulaşan geçmişten kalma çok çeşitli kaynak bilgiler var. Ama bu bilgilerin çoğu gerçekleri içermekten ziyade egemenlerin isteği ve izni çerçevesinde oluşturulan bilgileri içermektedir. Çünkü “tarihi haklılar değil, güçlüler/kazananlar yazar”. Dolayısıyla gücü elinde bulunduran galiplerin kendi istekleri dışında bir bilginin, sonraki nesillere ulaşmasına kolay kolay izin vermez. Ama bütün bunlara rağmen gerçekler; anlatım yoluyla, bir yerlere atılmış ve unutulmuş bir tablet veya yakılıp yıkılmış bir yapıdan kalan ve yerin altına itilmiş taş bir kitabe sayesinde önümüze çıkarlar.
Ortaya çıkan bu gerçekler doğrultusunda da biliyoruz ki; bugün çoğunluğu Müslüman (Arap, Türk, Kürt) olan insanların yaşadığı ve içine Zağros Dağları ile Akdeniz arasında kalan bölge Süryanilerin tarihi ve geleneksel vatanıdır. Ancak bu bölge özellikle MÖ. III. yüzyıldan itibaren yeni yerleşimcilere ev sahipliği yapmaya başladı. Ağırlıklı olarak Zağros ile Dicle arasında kalan bölgeye gelen bu yeni yerleşimciler de genellikle Süryani, Asuri, Akad ve Sümer yazıtlarında“Dağlı” anlamına gelen Kırt, Kırti, Kurt, Kurti gibi kelimeler tanımlanan topluluklar oldu.
Evet Sümer’den günümüze birçok yazılı kaynakta Kardo, Kurti, Kırti, Kıritho, Kardoye, Kurtoye, Kıryoye, Kıryawotho gibi tanımlamalar var. Hem de sayısını bilemediğimiz kadar. Ama bu tanımlamalar; maalesef birilerinin çokça üzerine teori inşa ettiği gibi bir halk, bir aşiret adı veya etnik bir tanımlama değil. Yukardaki bütün dil ve lehçelerde farklı yazılsa bile “Kardo” bir dağ adıdır. “Kardoye” söz konusu bu dağın etrafında yaşayanlardır; Ninve ya da Ninova’da yaşayanlara “Ninvoye”, Turabdin’de yaşayanlara ise “Turoye” dendiği gibi.
Ha keza Kırt, Kırti, Kurt, Kurti gibi kelimeler de herhangi bir etnik tanımlama değil. Sümerce’den başlayıp Akadçe ve Aramice üzerinden günümüzde konuşulan Süryanice’ye gelip yerleşen, Kıryo (köylü), Kıritho (köy) veya Kıryoye-Kırmanç (köylüler) kelimeleri de herhangi bir etnik tanımlama değil. Dolayısıyla aslında farklı bir tanımlamaya sahip bu kelimeler zaman içerisinde etnik bir tanımlamaya dönüştü ve bugün bir halkı temsil ediyor. Bu yüzden birçok yazılı belgede geçen bu kelimelerden herhangi biri, şu anda kendini “Kürt” diye tanımlayan halkı kast etmiyor. Bugün etnik olarak “Kürt” diye tanımlanan halk ise, tarihin çok eski dönemlerinden beri Zağrozlar’da yaşayan İrani (Ari) bir halktır. Zaman içerisinde Zağrosların etrafındaki coğrafyaya yayılıp yerleşti ve bu yerleşme de maalesef Süryani (Asuri-Arami-Keldani) halkının aleyhine oldu.
Bakınız; birçok araştırmacı ve tarihçinin yaptığı araştırma ve yayınladığı çalışmalar var. Bu çalışmalardan birisi, bugünkü Türkiye’nin 0’da Etno-Dilsel haritasıdır[1]. Elbette bütün bu çalışmalar kusursuz değildir. Ki bu çalışmada da birçok eksiklik[2] var. Ama bu çalışmada da belirtildiği gibi Kürtler, bugün Kürdistan diye tanımlanan coğrafyada, tarihin (miladın) 0 noktasında çoğunluk değildi. Hatta bazı yerlerde varlıkları bile yoktu.
Bunun yanında şunu da çok iyi biliyoruz; Yedinci yüzyılda İslami fetihler, katliamlar ve İslamlaştırma başlamadan önce, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın çoğu ağırlıklı olarak Hristiyan’dı. Çoğunluğu Doğu Roma/Bizans İmparatorluğunun bir parçası olan bu bölgede yaşayan insanlar ağırlıklı olarak Süryanice (Aramice-Akadça), İbranice, eski bir Mısır dili olan Kıptice, Ermenice ve Yunanca konuşuyorlardı.
Sonuç olarak, siz kabul edersiniz veya etmeseniz ama şu anda Arap, Kürt veya Türk diye tanımlanan birçok şehri Süryaniler kurdu, içinde yaşadı ve geliştirdi. Bu şehirler, kimi bin yıl önce kimisi 500 kimisi de 100 yıl önce gelen yeni yerleşimcilere de ev sahipliği yaptı. Ne yazık ki gelen bu yeni yerleşimciler her zaman eşit ve barışçıl bir yaşam sürdürmediler. Bazen savaş, bazen katliam, bazen asimilasyon ve bazen de baskıcı, yıldırıp-göçertme politikalarıyla şehirlerin kurucu ve geliştiricilerini yavaş yavaş tasfiye ettiler. Bu tasfiyelerin sonucunda da bugün söz konusu bölgede bulunan birçok şehrin nüfusu ya tamamen ya da çoğunluğu Kürt, Türk veya Araplardan oluşuyor.
Benim derdim “bütün bunlar niye oldu” diye tarihi sorgulamak değildir. Ama bunları sorgulamayacağız diye de gerçeklerden uzaklaşmamız gerekmez. Gerçekler ise; bu toprakların bir sahibi vardı. Her ne olduysa birileri geldi ve bu toprakları kendine mal edip yeniden şekillendirmeye çalıştı. Herkes mecbur değil ama en azından, “doğrucu Davut” olduğunu, inkârı redettiklerini ve “kör milliyetçilik” yapmadıklarını söyleyenler gerçeklere, tarihe, emeğe ve değerlere saygı göstersinler.
[1] 
[2] (Tuma ÇELİK;) Tarihin 0 noktasında yani miladın sıfır noktasında Antakya’dan Zağroslara kadarki bölgeyi içeren Kuzey Mezopotamya’da merkezi Urhoy (Urfa) olan Osronoye (Abgar) Krallığı (MÖ 132-MS 242) ile merkezi Arbillo (Erbil) şehri olan Adiabena Krallığı hüküm sürüyordu. Bu krallıkların etnik yapısının çok büyük bölümü Süryaniler (Asuri-Arami-Keldaniler)’den oluşuyordu. Kullandıkları dil ise Süryanice’nin kökünü oluşturan Akadça-Aramice idi.
Söz konusu bölgede (özellikle Zağrosların eteklerinde) çok az sayıda İrani-Kürt bulunuyordu. Ancak bu halk grubu ne dilde ne de başka bir konuda, söz konusu bölgede baskın bir durumda değildi. Dolayısıyla bu bölgeye ilişkin haritada geçen bilgiler eksiktir.
Urfa çevresinde Araplara ilişkin verilen bilgiler de eksik ve içinde yanlışlıklar taşımaktadır.
Sonuç olarak benim araştırmalarıma göre haritada ortaya konulan eksiklikler;
- Haritada beyaz renkte ve 0 ile gösterilen, Van Gölü’nin Güney ile batısındaki yerlerde yaşayanların büyük bölümü Süryani ve konuştukları dil de 34 ve 35 ile gösterilen Süryanicedir.
- Yine Van Gölü’nün Güneyinde 23 ile işaretlenen ve Kürt olarak aktarılan bölgede de ağırlıklı olarak Süryaniler yaşıyor ve bölgede Süryanice konuşuluyordu.
- Van Gölü’nün Güneydoğusunda 24 ile işaretlenen bölgenin güney bölümü yaşayan insanlar karışık olmakla birlikte ağırlık yine Süryanilerden oluşuyordu ve konuşulan dil de Süryanice idi.
- 25 ile numaralandırılan bölgenin Van Gölü’nün güneyinde kalan bölgede Ermeniler olmakla birlikte ciddi oranda Süryani de yaşıyordu. Dolayısıyla bölgede Ermenice ile birlikte Süryanice de konuşuluyordu. Bu durum aynı düzeyde olmasa bile Van Gölü’nün doğusunda söz konusudur.
- Urfa ve çevresinde 33 ile gösterilen bölgede ise Hristiyanlaşan bir Arap nüfusundan bahsedilebilinir -ki bu da çoğunluk değildi- ancak bu durum 4. ile 5. yüzyıldan itibarendir. Dolayısıyla miladın 0 tarihinde bölge Süryanilerden oluşuyordu. Hatta Süryaniliğin de o dönemdeki merkezi konumundaydı.
-
Devamı +
16 Temmuz 2026 By Sabro in Haberler, Türkiye
İmralı Heyeti Efkan Ala ile görüştü
-
Devamı +
15 Temmuz 2026 By Sabro in Haberler, Türkiye
Özgür Özel’den yeni parti açıklaması: İsim ve logo çalışıyoruz
-
Devamı +
By Sabro in Haberler, Turabdin
Mor Kuryakos Günü’nde çifte bayram: Tarihi kilise yeniden ibadete açıldı
-
Devamı +
By Sabro in Haberler, Makaleler, Yazarlar
Meçhul cinayet, meçhul yargı
-
Devamı +
14 Temmuz 2026 By Sabro in Dünya, Haberler
Iraklı Hıristiyanlar, Başbakan Al-Zaidi’yle görüştü
-
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Özel’den Kılıçdaroğlu’na: Kaybeden CHP’yi salsın, siyaseti bıraksın
-
Devamı +
By Sabro in Haberler, Türkiye
Bahçeli: İran mutabakatın tarafıyken saldırıya uğradı
-
Devamı +
By Sabro in Haberler, Makaleler, Yazarlar
KDP’nin Ninova Ovası’ndaki ‘siyaseti’
-
Devamı +
13 Temmuz 2026 By Sabro in Haberler, Türkiye
Cevdet Yılmaz’dan süreç açıklaması: Çok kritik bir dönemdeyiz
-
Devamı +
By Sabro in Dünya, Haberler
Süryani Kültür Derneği’nden Şam’da köklere ışık tutan konferans










